Blimunda

Blimunda
@blimunda
öldürdün beni, lazarus!
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
kaybedilen toprakların yedeği
Bu “ilksel temellüğün” yankıları, 16. yüzyılda fahişelik yapan kadınlara verilen “orta malı” (Karras 1989) tanımında duyulabilir. Ancak işin bu yeni örgütlenmesinde, (burjuva erkekler tarafından özelleştirilmeyen) her kadın ortak bir mal haline geldi. Çünkü kadınların etkinlikleri iş olmayan bir etkinlik olarak tanımlanınca, kadınların emeği de soluduğumuz hava ya da içtiğimiz su gibi, herkesin kullanımına açık doğal bir kaynak olarak görünmeye başladı. Bu kadınlar için tarihsel bir yenilgiydi. Loncalardan dışlanmaları ve yeniden üretim emeğinin değersizleştirilmesiyle birlikte, yoksulluk kadınlaştırıldı.
Sayfa 143
yeni ortak mal.
Loncalar ve şehir otoriteleri arasındaki bu ittifak ve devam eden toprak özelleştirmeleri sayesinde cinsiyete dayalı yeni bir işbölümü oluşturuldu ya da daha doğrusu, Carol Pateman’ın tabiriyle, yeni bir “cinsel sözleşme” (1988) yapıldı. Bu sözleşmede kadınlar, işçi olarak konumlarını saklayan, erkeklere kadın bedenine ve emeğine, çocuklarının bedeni ve emeğine serbestçe erişebilme imkanı sağlayacak şekilde anne, eş, kız ya da dul olarak tanımlanıyordu.
Sayfa 142
toplumsal huzur için bir bedel olarak proleter kadınların bedeni.
Rossiaud’nun bir sınıf protestosu olarak, -ekonomik koşullar yüzünden uzun yıllar boyunca evliliği ertelemek zorunda kalan- proleter erkeklerin zenginlerden intikam alması ve “kendilerine ait olanı geri almasının bir yolu olarak gördüğü bu saldırılara ortalama olarak kentin erkek nüfusunun yarısı bir şekilde müdahil olabiliyordu. Ancak bu durumun sonuçları tüm işçiler için oldukça yıkıcıydı. Yoksul kadınlara devlet destekli bir şekilde tecavüz edilmesi, feodalizm karşıtı mücadelelerde sağlanan sınıf dayanışmasını zedelemişti. Şehirde çıkacak bir ayaklanmadan duydukları korkuyu ve yoksulların, üstünlüğü ele geçirmeleri halinde, karılarını alıp ortaklaştıracaklarına dair kanılarını takıntı haline getiren yetkililer, bu politikaların neden olduğu karışıklıkları (kavgalar, geceleri macera peşinde sokakları arşınlayan, kamu huzurunu bozan gençlik çetelerinin varlığı) toplumsal gerginliklerin azaltılmasına karşılık ödenmesi gereken bedeller olarak görüyordu.
Sayfa 76
pantolon mücadelesi.
“Pantolon mücadelesi” (the struggle for the hreeches) Avrupa halk kültüründe evliliği hicvetmek için kullanılan çok eski imgelerden biridir. Burada üzeri örtülü fallusun simgesi olarak pantolon gücün, hâkimiyetin ve özgürlüğün olduğu kadar erkeğin egemenliğinin kırılganlığının da bir ifadesidir. Bu kırılganlık pantolonun, fallustan farklı olarak, kadınlar tarafından kolayca çıkarılıp giyilebilmesinden gelir. Halk kültüründe pantolon giyen kadın tasvirleri, erkeklerin kadınların onların gücünü kolayca sarsabilecek olmasından duyduğu endişeyi temsil eder. Bu yüzden evlilik de kadının kocasının erkeklik gücünü elinden alışmaya çalıştığı, zorlu bir çekişme ve bir “pantolon mücadelesi” alanı olarak temsil edilir.
Sayfa 51