peygamber çiçeğinin uzun sapını şefkatle vazoya yerleştirdim. ophelia'nın varlığının biricik kanıtıydı bu çiçek. ona bakmak için oturdum. burada kalacaktım, öleceği o korkunç ana kadar çiçeğin bana eşlik etmediği bir saniye bile geçirmek istemiyordum. ophelia'nın çiçeği ophelia'nın ömrünü uzatıyordu. onu izledim; tazeydi, güzeldi, maviydi, o gece de, ertesi gece de.
aylardır ona bakıyorum.
çiçek solmuyor.
"Akşam saat on birde çıkacağım ve geri dönmeyeceğim. Sabaha doğru saat iki - üç arası Litemiy köprüsünden sesim duyulacak. Olup bitenlerden hiç kimse sorumlu tutulmasın."
beş dakika sonra küle basılmış sülük gibiydi. bütün aldıklarını hatta fazlasıyla vermişti. fazlasıyla, çünkü istikbal için beslenen ümidi dahi oracığa bırakmıştı.