Bir an önce başlamam gerektiğini bilmekle ve nasıl başlayacağımı kestirememekle birlikte, herkese merhaba. Henüz ortaokuldayken amcamın kitaplığından aşırdığım bordo-siyah yayınevinden çıkma, Suç ve Ceza ile Dostoyevski'yi tanımıştım. Kitabı ağlayarak ve neye bu kadar kederlendiğimi bilmeyerek okuduğumu anımsıyorum. Yıllar sonra,tekrar okuduğumda yine aynı keder ve bilmezlik içinde kendimi bulmuştum. Bu durum benim her zaman Dostoyevski'den çekinmeme sebep olmuştur. Yine de Yeraltından Notları'nı da okuyup, bir de bununla yetinmeyip uyuyamadığım gecelerde sevgili Emel Kalender'in sesinden bu 'yıkıcı kitabı' defalarca dinlediğimi belirtmek isterim.
Ezilmiş ve Aşağılanmışlar kitabını,Aralık ayında almama ve her gün göz göze gelmeme ragmen okumamış ve kitabı okumamak direnmiştim. Hatta *Dostoyevski etkinliğine büyük bir heyecanla katılmış,yine de şu son iki güne kadar vizeleri bahane ederek yine kendisinden kaçmıştım.
Kaçılmıyormuş,anladım. :)
Kitabın başındaki Orhan Pamuk önsözü,neden bilmiyorum,bir miktar heves kırıcı geldi bana. - özellikle Mihaylovski'nin Vanya için sevgilisinin pezevengi durumuna düştüğünü söylediği kısımda inanılmaz bir sıkıntıya düşmüş hissettim kendimi.- Yine de başladım ve birkaç sayfa sonra kendimi Vanya'nın adımlarını bastığı yerleri incitmemeye ve Vanya'yı korkutmamaya çalışarak onu takip ederken buldum.
Okurken tüm karakterlerle kavga etmekten kendimi alamadığımı farkettim.-Birisi hariç: aşağılık Valkonski!- Şu güne kadar hiçbir roman karakterine hakaret etmemiş olan ben büyük bir "açık yüreklilikle" söylüyorum, Valkonski benim nazarımda aşağılıklığın anıtıdır.
Valkonski ile hiçbir şekilde tartışmadım ve söylediği her şeyi öyle dikkatli okudum ki. Özelllikle, sevgili İvan Petroviç ile lokantaya gittiği bölümü.. Tiksinti ile şaşıramamak