Bu, insanoğlunun baştan beri kurtulamadığı ve sonsuza dek de asla kurtulamayacağı, tuhaf bir yazgıymış zaten; önce ne yapıp edip bin bir güçlükle, kıvrana kıvrana yaratır, sonra yaratma sevinci gibi gözüken hazin bir teslimiyetle yarattığının kulu kölesi olur, ardından da ille onu ellerimin arasında tutacağım, ya da içinden bir daha, bir daha doğacağım diye, kendini hırpalaya hırpalaya helak olur gidermiş... İşte ben de öyleymişim şimdi; elime umut denen o en eski ve en dayanıklı bastonu almış, çile odalarından fırlayan dervişler gibi soluk soluğa gözlerimdeki serabın parıltılarına doğru koşuyormuşum. Boşuna koşuyormuşum tabii... Anlaşılan, insanoğlunun, kendi yarattığı şeyi bile elinde tutamayacak kadar zayıf ve çaresiz bir yaratık olduğunu bilmiyormuşum daha. Hatta ben, kendi dışımda kalan birçok şeyi bilmediğim gibi, ne yazık ki insanın aradığını hiçbir zaman, hiçbir yerde bulamayacağını da bilmiyormuşum. Bulamazmış oysa...
Homeros’un İlyada'sı -Yunan halkının ilk büyük kazanımı, şiiri ele geçirmesidir- savaştaki insanın, tutkuları ve tanrılar yüzünden savaşa sürüklenmiş insanların şiiridir. Burada büyük bir şair bu iğrenç felaket karşısında insanın, “ kan içici... tanrıların en tiksinti vereni” Ares ile karşı karşıya kalmış insanın soyluluğunu dile getirir.
Merhaba! Merhaba ve elveda! Kitabımı okudum. Muzumu yedim. Suyumu içtim. Kahvemi hazırladım. Sigaramı yaktım. Ve şimdi de incelememi yazmaya başlıyorum. Dostoyevski, adamdır! Etkinliğimize -#28130221 - katılan herkese, selam olsun!
Öncelikle kitapta işlenen konunun bende yaptığı çağrışımından bahsetmek isterim. Özet niteliğinde olabilecek bir benzetme yoluyla anlatacağım. İnsan hayatını benzetmenizi isteseler neye benzetirdiniz? Bunu bir düşünün. Kendi cevabımdan gidiyorum. Tren raylarına benzetirdim. Tren raylarının başlangıç ve son noktaları bellidir. Yaşam yolculuğu da tam olarak bu ikisinin arasında geçer. Ancak bu rayların ayrım ve birleşme noktaları da vardır. Tamamen nereden baktığımızla alâkalıdır. Başlangıca girer girmez birleşmeler olur. Ailemizin rayları ile bizimki birleşir. Bu raylar uzunca bir süre birlikte yol alır. Üst üste binmişlerdir. Yolculukta yalnız değilizdir. İlerliyoruzdur. Belli bir süre sonra yol ayrımına gelinir. Ebeveynlerin her biri kendi yolunda gider. Ki bu bitişik de olabilir, ayrılmış da. Kişi de kendi yolunda ilerler. Sonra bu yolculuğuna başka raylar katılmaya başlar. Bunlar arkadaşları, öğretmenleri, işverenleri vs. kısaca algısına giren herkes de onunla aynı yolculuğa başlar. Toplum içinde yaşamanın getirisidir bu. İstesek de istemesek de belli bir süre bazı insanlarla yolculuk yaparız. Kimininki uzun süreli bir birliktelik olur, kimininki kısa süreli olur. Kimisi bu süre zarfında mutluluk verir, kimisi ise acılara boğar. Böyle böyle her ray kadar ihtimal doğar ve yaşanır. Kitaptaki iki ana karakterin birlikte geçirdiği yolculuğu ele alıyor. İkiside tek tabanca gibi ilerleyen yalnızlarken, yolları birleşiyor. Onlar birbirlerinin yol arkadaşı oluyorlar. Hatta öyle bir rotada ilerliyorlarki kendilerine
Nobelli yazarlar kuşağında mayıs ayı etkinliği için yapılan anket neticesinde her kıtadan bir yazar misafir ediyoruz. Etkinliğe dâhil olmak isteyen arkadaşlar seçilen yazarlardan istedikleri kitapları okuyabilirler. Belirtilen kitaplar sadece öneri niteliğindedir. Antarktika’dan henüz bir Nobel gelmediği için o koltuğu boş bırakıyoruz. :)
Etkinlik tarihi: 1 Mayıs – 31 Mayıs
1. Asya: Gao Xingjian (2000, Çin)
- Yalnız Bir Adamın Kitabı (okundu)
2. Afrika: Necib Mahfuz (1988, Mısır)
- Düğün Evi (okundu)
3. Kuzey Amerika: John Steinbeck (1962, ABD)
- Cennetin Doğusu
4. Güney Amerika: Gabriel Garcia Marquez (1982, Kolombiya)
- Şer Saati (okundu)
5. Avrupa: Hermann Hesse (1946, Almanya)
- Boncuk Oyunu
6. Avustralya: Patrick White (1973, Avustralya)
- Fırtınanın Gözü
Katılımcılar:
1. Hakan Bulut
2. Ahzen
3. Kitaplara Fısıldayan Kız
4. https://1000kitap.com/Nesrinay
5. https://1000kitap.com/muhayyelll_
6. Blimunda
7. https://1000kitap.com/0161umay
8. Şeyma