Loncalar ve şehir otoriteleri arasındaki bu ittifak ve devam eden toprak özelleştirmeleri sayesinde cinsiyete dayalı yeni bir işbölümü oluşturuldu ya da daha doğrusu, Carol Pateman’ın tabiriyle, yeni bir “cinsel sözleşme” (1988) yapıldı. Bu sözleşmede
kadınlar, işçi olarak konumlarını saklayan, erkeklere kadın bedenine ve emeğine, çocuklarının bedeni ve emeğine serbestçe erişebilme imkanı sağlayacak şekilde anne, eş, kız ya da dul olarak tanımlanıyordu.
Rossiaud’nun bir sınıf protestosu olarak, -ekonomik koşullar yüzünden uzun yıllar boyunca evliliği ertelemek zorunda kalan- proleter erkeklerin zenginlerden intikam alması ve “kendilerine ait olanı geri almasının bir yolu olarak gördüğü bu saldırılara ortalama olarak kentin erkek nüfusunun yarısı bir şekilde müdahil olabiliyordu. Ancak bu durumun sonuçları tüm işçiler için oldukça yıkıcıydı. Yoksul kadınlara devlet destekli bir şekilde tecavüz edilmesi, feodalizm karşıtı mücadelelerde sağlanan sınıf dayanışmasını zedelemişti. Şehirde çıkacak bir ayaklanmadan duydukları korkuyu ve yoksulların, üstünlüğü ele geçirmeleri halinde, karılarını alıp ortaklaştıracaklarına dair kanılarını takıntı haline getiren yetkililer, bu politikaların neden olduğu karışıklıkları (kavgalar, geceleri macera peşinde sokakları arşınlayan, kamu huzurunu bozan gençlik çetelerinin varlığı) toplumsal gerginliklerin azaltılmasına karşılık ödenmesi gereken bedeller olarak görüyordu.
“Pantolon mücadelesi” (the struggle for the hreeches) Avrupa halk kültüründe evliliği hicvetmek için kullanılan çok eski imgelerden biridir. Burada üzeri örtülü fallusun simgesi olarak pantolon gücün, hâkimiyetin ve özgürlüğün olduğu kadar erkeğin egemenliğinin kırılganlığının da bir ifadesidir. Bu kırılganlık pantolonun, fallustan farklı olarak, kadınlar tarafından kolayca çıkarılıp giyilebilmesinden gelir. Halk kültüründe pantolon giyen kadın tasvirleri, erkeklerin kadınların onların gücünü kolayca sarsabilecek olmasından duyduğu endişeyi temsil eder. Bu yüzden evlilik de kadının kocasının erkeklik gücünü elinden alışmaya çalıştığı, zorlu bir çekişme ve bir “pantolon mücadelesi” alanı olarak temsil edilir.
Rüzgarın gözüne tırmanıp boş bir arsanın sınırında birbirimizin nefesini içerek gülmeye başladık. · Yanımızda Nezir varken gecenin içinde görünmez olmak kolay. Uzaklara gömüldü şehir. Çukurda binlerce ışık kaynaşıp kımıldaşıyor .. Gerçek, kendini rüyasında görüyordu işte. Hayır .. hiçbir yerde değildik biz. Gerçeğin uykusuna, sadece Nezir sızabilir!