Ya avuçlarımın arasında tuttuğum
o sımsıcak el yalansa!
Ya sırtımı dayadığım bu dağ gibi
dostluk bir planın parçasıysa!
Ya benimle kurduğu bu yakınlık
kazanmak istediği bir oyunun
stratejisinden ibaretse!
Ya beni sevdiği için değil de
işine yaradığım için yanımdaysa!
Ya ben sevgiyle, aşkla ve
dostlukla istismar ediliyorsam!
Bu acı deneyimlerin
başıma gelme ihtimali mi var mı?
Tabii ki var.
Her an ihanete uğrama ihtimalimiz var.
Her an her şey olabilir. Güvendiğimiz dağlara karlar yağabilir, bıçak en yakınımızın elinde duruyor olabilir, tutunduğumuz dallar
çat diye kırılıverebilir.
Duygusal zorbalık,
çağımızın en sofistike şiddet biçimi.
Ve ironik bir şekilde, çoğu zaman
iyi niyetle başlıyor.
İyiliğin, sevginin, ahlakın, hatta dostluğun dili manipülasyona dönüşüyor.
Gerçek sevgi, yönlendirmez.
Gerçek iyilik, borç yaratmaz.
Gerçek şefkat, karşısındakinin alanına sızmaz.
Duygusal şantaja teslim olduğumuzda,
bizim için doğru olan şeyleri unutarak
bu maddeleri birer birer listeden çıkarırız ve
her yapışımızda bütünlüğümüzden biraz daha fedakârlık ederiz.
• İnandığım şeyin arkasında dururum
• Korkunun hayatımı yönetmesine izin vermem
• Beni yaralayan insanlarla yüzleşirim
• Kim olduğumu başka insanlar değil
ben tanımlarım
• Kendime verdiğim sözleri tutarım
• Duygusal ve fiziksel sağlığımı korurum
• Başka insanlara ihanet etmem
• Doğruyu söylerim