Gözlerime inanamıyorum… 1000kitap’ta 80 bin okur tarafından takip edilen ilk kişi olmuşum! 🥳
Bundan 7 yıl önce bu hesabımı açtığımda hiç kimsenin beni tanımadığı ve aşırı yüzeysel incelemeler yazan bir insandım. Bu seviyeye gelip onbinlerce insan tarafından takdir göreceğimi hiç düşünmezdim.
Siz bilmezsiniz, yıllar önce 1000kitap’ta bulunan ve içi boş insanlarla dolu bir çete vardı. Kendi işlerini bırakıp sürekli başkalarının işlerine ve bana saldırmaktan zevk alırlardı. Ama şimdi kimse o gereksiz insanların ismini bile hatırlamıyor.
Okuduğu kitaplardan öğrendiklerini sizlerle paylaşan birisiyim sadece. Wilhelm Reich’in dediği gibi sevgi ve bilgiyle yapamayacağımız şey yokmuş gerçekten.
Beni takip etmeye değer birisi olarak gördüğünüz için minnettarım, çok teşekkür ederim. Daha yeni başlıyoruz! 🤓
Gelelim Beyza Alkoç’un meşhur kitaplarından birine. Normalde fazla gençlik kitabı okuyan bir insan değilim ama Oğuz Aktürk Youtube videolarında rastladığım ‘Okumadan Ölün’ başlıklı bir videoyla Beyza Alkoç’la tanışmış oldum. Karantina kitabını gerçekten abartıldığı kadar güzel mi, ya da abartıldığı kadar kötü mü diyerekten sanal internet sitesinden yalnızca bir bölüm okudum, gerisine dayanamadım. Yazarın bu kitabı çok daha erken yazdığını hesaba katarak son yazdığı kitaplardan birine şans vermek istedim. No: 26’yı okudum ve açıkcası bir yerde akıcılığı olan bir kurgu olsa da, garipsediğim o kadar çok şey vardı ki bir yerde yakaladığım o akıcılığın hiçbir önemi kalmadı. Örnek verecek olursam, Mine’nin sadece magazin için taşındığı bir apartman dairesinde daha ilk bir iki bölümden her şeyi unutup ‘tamam bunun haberini yapmayacağım’ demesi baştan aşağı garip bir olaydı. O kadar hırsalanıp bir iki bölümde puf olmasını garipsedim. Yine de karakter bakımından yazar da büyük bir gelişme var, Karantina’daki Onur karakterinden sonra No:26 Efe çok daha iyi yazılmış. Fakat Mine benim için yine de sınıfta kaldı:/ Efe’nin karakterinden belli bir netlik yakalayabilsem de Mine’de o duyguları alamadım. Başka bir konuya değinecek olursam olay akışı. Yazılmak için yazılmış bir sürü olay vardı kitapta. Örneğin Ece karakteri, varlığını hiçbir şekilde hissettirmedi sanki kitapta sadece uyumak, kurabiye yemek ve çizgi film izlemek için yazılmış gibiydi. Olmasada olurmuş dedirtti.
Kitapta sevdiğim şeyler de vardı elbet. Bunların başını kitaba özel ‘Rengarenk Acılar’ adlı şarkı çalışması çekiyor. Sözlerini de gayet uyumlu buldum ve hoş bir detay olmuş. İkinci
kitabı yazmayı düşünüyormuş ama kitabın finalinden sonra ikinci bir kitabın kurguyu boğacağını düşünüyorum. Eleştirim bu kadardı
No: 26Beyza Alkoç · İndigo Kitap · 202111,6bin okunma