Byron Katie demiş ki:
Evrende üç çeşit konu vardır.
1. Benim konum
2. Senin konun
3. Yaradanın konusu
Stresimizin çoğu, kendi konumuzdan çıkıp, başkasının konusuna karışmaktan kaynaklanır.
Bir başkasının yerine düşünmek; yani onun sorumluluklarını takip etmek, hata yapmasından endişe etmek, herhangi bir sıkıntı ile karşılaşmasın diye çabalamak, sürekli mutlu olsun istemek, her durumu kontrol etmeye çalışmak onun konusuna girmektir.
Ne yazık ki bu benim de yaptığım bir şeydir ve inanılmaz yorucu, yıpratıcı, can sıkıcıdır. Bahanemiz sevgi olsa da herkes için her şeyin en iyisini bildiğimizi zannetmek ve onlar adına kararlar almak haddini aşmaktır. Bizi mutsuz etmesi de kaçınılmaz bir sonuçtur. Bu bir huy mudur bilemiyorum ama son zamanlarda bunu değiştirmek için gerçekten çok gayret ediyorum. Kısmen de başarıyorum.
Kazalar, depremler, hava olayları, ölüm vs gibi hiçbir şekilde kontrol edemeyeceğimiz konular için endişelenmek de yaradanın konusuna girmektir. Ki ben bunu da yapıyorum. Kendim için değil, yine sevdiklerim için ya kaza geçirirse, ya ölürse endişesi yaşıyorum. Oysa bu benim konum değil, yaradanın konusu ve benim zerre dahlim olamaz buna. Bunun için endişe etmek sadece mutsuz ve huzursuz eder beni.
Tâbii ki bunu da aşmaya çalışıyorum ve bu konuda da epey yol kat ettim. Bu konuda yalnız olmadığımı biliyorum. Çoğumuzun yaptığı bir yanlış kendi konumuzda kalamamak. Biz zannediyoruz ki sevdiklerimize iyilik yapıyoruz, yapmamak bencillik olur. Aslında durum hiç öyle değil. Bunu kendimiz için yapıyoruz çünkü sevdiklerimizin mutsuz olacağı, belki üzüleceği, acı çekeceği düşüncesine dayanamıyoruz. Yani kendimizi korumaya çalışıyoruz. Çünkü insan evvela kendinden yanadır.
Bugün bir arkadaşımın sayfasında bir söz okudum, çok hoşuma gitti. Şöyle