Kişisel ruhsal hayat yanarak kül olduğunda, kadın, yaşamsal hazinesini yitirir ve tıpkı ölüm gibi soğuk ve kupkuru bir şekilde hareket etmeye başlar. Bilinçdışında ise kırmızı ayakkabılara, yani vahşi sevince duyduğu arzu devam etmekle kalmaz, kabarıp taşar ve sonunda gaddar ve çok aç bir halde ayaklarına takılarak onu sendeletir ve yere devirir.
aç Hambre del alma, acıkmış bir ruh halinde olmak, merhametsizce bırakılmaktır. O zaman bir kadın kendisini tekrar canlı hissettirecek herhangi bir şeyin açlığıyla yanar. Tutsak düşen bir kadının aklı başında değildir ve iyi olsun olmasın, özgün hazineye benzer gibi görünen her şeyi kabul eder. Kendi gerçek ruhsal hayatı için açlık çeken bir kadın, dışarıdan "derli toplu görünebilir, ama içeride düzinelerce yalvarıp yakaran el ve boş ağızla doludur.
Bu masaldaki yaşlı kadın simgesi geleneğin katı bir koruyucusudur, sorgulanmayan statükoyu güçlendirir: "Uslu dur; pürüz çıkarma; fazla derin düşünme; büyük düşüncelerin olmasın; sadece düşük bir profili sürdür; karbon kopya gibi ol; nazik ol; hoşlanmasan da, uymasa da, doğru büyüklükte olmasa da, incitse de 'evet' de" ve bunun gibi uyanların sözcüsüdür.
Kalçalar bir nedenden ötürü geniştirler, içlerinde yeni hayat için satenli fildişinden bir beşik vardır. Bir kadının kalçaları, bedenin hem yukarısı hem de aşağısı için avara demiridir; ana kapıdır, rahat bir Jastik, sevginin tutamakları, çocukların arkasına saklanacakları bir erdir.
Kurtlar gibi, kadınlarla ilgili olarak da bazen sadece belli huyları, sadece belli, kısıtlı arzuları kabul edilebilirmiş gibi konuşulur. Bu tavra genellikle, kadının büyüklüğü, boyu, yürüyüşü ve şeklinin, tek ya da istisnai bir ideale uygun olup olmadığına göre, ahlaki bir iyilik ya da kötülük tutumu eklenir. Tek bir güzellik ve davranış idealine uyan huy, tavır ve çerçevelere sokulmaya çalışılan kadınlar, hem beden hem de ruh açısından tutsak düşer ve bir daha özgürleşemezler.