Tıpkı iç içe geçmiş çemberler gibi hayatımızın kesiştiği insanların artık yanımızda olmadıklarını gördükçe ölümü hatırlıyor ve bazı şeylerin ertelenemeyeceğini anlıyorum.
"İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir."
Şu sıralar üzerine en çok düşündüğüm ayet bu olabilir çevremi gözlemlerken. Hayrın, hayra davetçi olmanın ne kadar kıymetli olduğunu ama bu konuda fazlaca eksik olduğumuzu gördüm, görüyorum. Her an patlama noktasındayız, davet dilimiz yanlış, tenkid dilimiz sert...
Bir insandan kötülük gördüğümüzde ya da genel anlamda bir yanlışını gördüğümüzde hayra davet etmekten ziyade içten içe "tamam bundan sonra ben de böyle olacağım ona karşı" diyip pasif agresif bir tutum sergiliyoruz aslında. Yanlışa yanlışla karşılık vermek diyebiliriz bir bakıma da buna.
Ne karşılıklı konuşma anlamında ne de bir ilişkiyi doğru şekilde sonlandırma noktasında başarılı olduğumuz söylenemez bu yüzden . Yani sürekli bahsettiğimiz toksik durumların da başlangıcı bu. Birini güzel bir dille iyiye davet etmek, yanlışına yanlış demek yeri geldiğinde güzel bir dille uyarmak ki bu özellikle şu zamanda inanılmaz zor . Çünkü en başta bahsettiğim gibi her an patlamaya hazırız insanlar olarak. Yanlışlarımız olduğunu kabullenmek istemiyoruz ya da karşıdakine "sen sanki çok doğrusun" sözüyle karşılık veriyoruz çoğu zaman. Haliyle davetten ziyade bir kaos ortamı oluşuyor.
Demem o ki hayra vesile olmak için doğru bir üslup, iyi bir dinleyici olmak, bazı şeyleri kabullenebilmek çok önemli. Hem yanlışlarımız açısından hem davet açısından hem de kırıcı olmayı bırakıp, bazı şeylerin üzerine düşünebilme açısından.
Son olarak Rasulullah(sav)ın hayatı, tutumu en güzel örnekleri görmemizi sağlayacaktır bu ayet üzerine.