Birisinin çıkıp da sana güzel olduğunu, zeki olduğunu söylemesini, “Hayatımı yaşamaya değer kıldın”, “Senin sayende hayatım anlam kazandı” demesini nasıl da arzuluyorsun. Sadece zihnini izle! Sürekli bunlarla meşgul olduğunu göreceksin. Biri kafandaki imaja ters düşen bir şey söylediğindeyse nasıl da inciniyor, nasıl da hemen savunmaya geçip savaşmaya, tartışmaya başlıyorsun. Bunca korku niye? Diğerlerinin hakkında iyi şeyler düşünmesini böylesine arzulamak niye? Çünkü sahte bir benlik yaratmanın tek yolu bu.
İnsanları izle, kendini izle- göreceksin ki insanlar son derece trajik bir varoluşun içinde yaşıyorlar. Tüm geçmişleri boşa gitmiş ve bugünün de ellerinden kayıp gitmekte olduğunu biliyorlar. Derinlerde bir yerde geçmişte her ne yapmışlarsa, gelecekte de aynısını yapacakları şüphesini taşıyorlar. Böylece bu büsbütün anlamsız bir yolculuğa dönüşüyor: “Bir aptalın anlattığı bir masal bu: Kuru gürültü, deli saçmalıklarıyla dolu ve hiçbir anlamı olmayan”.
İnsan durmadan kendine bir benlik uydurmakla meşguldür, ama bu uydurulan, icat edilen benlik asla gerçek benlik olamaz.
Uydurulanın bir gün gerçeğe dönüşme olasılığı hiç yoktur. Gerçek benliğin icat edilmesi değil keşfedilmesi gerekir.
“The conquest of the earth, which mostly means the taking it away from those who have a different complexion or slightly flatter noses than ourselves, is not a pretty thing when you look into it too much.”
Avrupa ağzından insan sözcüğünü düşürmemiş; fakat bir yandan da rastladığı her yerde; kendi sokaklarının her köşesinde, Dünya’nın her yerinde insanı katletmiştir.”
Jean-Paul Sartre