Hayatım tasavvur edilemeyecek kadar manasız ve boş geçiyordu. Sabahları erkenden işime gider, öğle ve akşam yemeklerini küçük bir aşçı dükkanında veresiye yer ve akşamları, eğer kahvede kağıt oynayanları aptalca seyre dalmazsam, erkenden eve dönerdim. Ruhum kütleşmişti, gazeteleri merak etmez, konuşmaktan hoşlanmaz, basık tavanlı bir meyhanede bir arkadaşla birkaç kadeh içip gevezelik etmekten zevk almaz olmuştum.
Yaşar Kemal bu romanında doyumsuz ve upuzun tasvirlerle çıkıyor karşımıza. Sayfalarca sarı, ipil ipil, çelik gibi yağmurlar yağdırıyor Çukurova düzlüklerine. Anavarzayı, Akçasazı, ovaları, bataklıkları gezdiriyor alabildiğine. İki düşman aşiretin ne zamandır süre geldiği belli olmayan kan davasını, toprak ağalarının amansız çekişmesini; ırgatları, kadınları, çocukları feodalite sisteminin çarkları arasında yoğurarak müthiş bir eser sunuyor bize Yaşar Kemal.