Şükürler olsun ki hayat her an hepimizden daha akıllıydı. Tek yapmamız gereken ilhamımızı bulmak ve ölesiye onu korumaktı. Çünkü evrende tesadüf yoktu.
Karakterlerin bu kadar abartılması, kitaptaki olay akışının, zaman anlayışının birbirinden kopuk olması bir miktar canımı sıktı. Yazarın yaratmaya çalıştığı psikolog anlayışının gerçekle alakası olmadığını çok net bir şekilde söyleyebilirim. Karakterlere o kadar çok tanrısal özellikler verilmişti ki herhalde mitolojilerden çıkma bunlar, diye düşündüm.
Karakterlerin hepsinin bir fikri vardı ama hepsini de sanki tek bir insan söylüyormuş gibi geldi. Yazarın fikirleri, üslubu, önemli konulara nokta atışı yapması çok hoştu ama söylemek istediklerini bütün karakterlere dağıtıp bize sunduğu için tek bir karakterle muhattap oluyormuşum gibi hissettim. Lakin kitap üstüne çok büyük önyargı olduğunu da görmüş oldum. Okumazsınız bir şeyler kaybetmeyeceğiniz ama okursanız bir şeyler kazanabileceğiniz bir kitap.
Bu yüzyılda insanlar motivasyonlarla değil olaylarla ilgilenmeyi seçiyorlardı, işte bu bile dünyanın kendi çevresinde döndüğünün bir kanıtıydı. Dönüp duran, kendini tekrarlayan bir düzen içinde kaybolmuş ruhlar.
Onu, bir varlığın bir diğer varlığı en karşılıksız ve yargısız şekilde sevebileceği kadar korkusuzca seviyordu; sahiplenmeden, uzaktan, sadece varoluşuna şahit olup böyle bir varlığın var olmasından dolayı mutluluk duyarak. Bağımlı olmadan bağlanmıştı. Sahiplenmeden aitti.