" Önce Kelime vardı," diye başlıyor Yohanna'ya göre İncil. Kelimeden önce de Yalnızlık vardı. Ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti Yalnızlık. Kelimenin bittiği yerde başladı; Kelime söylenmeden önce başladı. Kelimeler , Yalnızlığı anlattı ve Yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. Yalnız Kelimeler acıyı dindirdi kelimeler insanın aklına geldikçe, Yalnızllık büyüdü, dayanılmaz oldu.
Kelimeler konuşurken, eski yaraların eski kelimelerinin göğsüne saplandığını duydu birden; sustu kaldı. Kelimeler, yalnızlığını yaşamasına da bırakmadılar onu.
Kitabı az önce bitirdim. Kitap onlarca yarım hikayeden oluşuyor. Orhan ve Firdevs'in saplantılı ilişkisi ile başlayıp Orhan'ın kendini arama yolculuğuna dönüşüyor. Ama tam anlamıyor hiç bir karakterin hikayesi tamamlanmıyor. Yazar bilerek mi bunu yaptı bilmiyorum. Ama okur olarak hikayenin ayakları yere basan bir yere bağlanmasını isterdim.
İçerisinde gerçek olduğunu düşündüren bir kaç hikaye insanı derinden etkliyor ama ana karakterleri açıkçası beğenmedim. Muhafazakarlıktan mı yoksa yazarın tarzı mı o bilmiyorum ama ana karakterin aşkı derinlemesine hissedemedim.
Kitapta en çok hoşuma giden şey, onlarca büyülü cümleye sahip olmasıydı. Hiç ummadığınız karakterlerin çok büyük cümleler kurabiliyor olduğunu görmek pek gerçekçi değil ama bu sözlerin muhteşemliğinden bir şey kaybettirmiyordu.
Tarık Tufan'ı ilk defa okuyorum ve diğer kitaplarına da şans vermem gerektiğini düşünüyorum.