Kitaba dair söylenecek bir iki basit cümleden ibaret olacak incelemem, ama bu demek değil ki basit, boş, gereksiz bir kitaptı. Aksine hoş, kolay bir dil ile gündelik hayata olabildiğine yakın bir o kadar da uzak güzel bir hikaye çıkarmış yazar.
İlk olarak söylemek istediğim kitabın üslubuna yönelik olarak oldukça akıcı olması. Bu belki çevirisinin iyi olmasıyla da alakalıdır ama yazarın kurgusal açıdan ustalığı da yadsınamaz.
İkincisi ise hikayenin aslına ve baş kahramanımız Jay Gatsby'ye dair olacak...
Burdan sonrası bir parça spoiler içerir!!!
Jay Gatsby, verdiği ihtişamlı davetlere katılan, onun yemeğini yiyip içkisini içmesine rağmen onun evinde ve yine ona karşı bilumum kötü dedikodu çıkaran zatı muhteremlerce bir kez bile gerçekte kim olduğu merak edilmemiş ve hatta edildiyse bile bu onun umrunda olmamış belki de onun bu gizemli tavrı yüzünden çıkan bu olumsuz dedikodulara rağmen kaynağı belli olmayan parasını bu amaçsız davetlere ve gereksiz insanların eğlencesine akıtmaya devam etmiş bir garip kişi.
Kitabın anlatıcısı konumundaki Nick Carraway ile beraber keşfediyoruz Gatsby'yi. Önce heybetli evi ve bu evde verdiği yüzeysel ama ihtişamlı ve çekici davetleri ilgimize vakıf oluyor, sonra yavaş yavaş keşfediyoruz onu, tutkularıyla, amaçlarıyla, hayalleriyle... Ve tüm bunların tek bir noktada birleştiğini görüyoruz. Bu amaç ki Mecnun'a çölleri aştırmış, Ferhat'a dağları deldirmiştir. Bu amaç ki insanın gözünü kör, kulağını sağır eder. Bu amacın tek bir adı vardır o da kahramanımızın ilk ve yegane aşkı, ona aşkı ve hırsı tanıtan, dünyasını değiştirmesini sağlayan ve yine dünyasını yok eden Daisy...
Jay tüm bu davetleri onun için verse de Daisy bir türlü gelmez, çaresiz, aynı zamanda Daisy'yle akrabalık bağı olan komşusu Nick'ten yardım ister