“Sen hep biliyorsun bir erkeğin başlayıp da bitiremediği cümleleri,susup durmasını,sana bakıp ölmesini.Erkekler,kalbi durduğunda değil, çaresiz kaldıklarında ölürler. Bir aşkı,içlerinde bir yerlerde tutmak zorunda kaldığında ölürler. Elini uzatması gereken anda uzatamadığında ölürler. Bir erkeğin ölümü, kadının kalbinin kırıklığıyla başlar.”
Rivayete göre yüzyıllardır Ekim’i bekler dururmuş. Mavi dünya güneşin etrafındaki dönüşünü her tamamladığında bu kez kavuşacaklarını umut eder zaman geçtikçe gelen yeni yılın öncekilerden farklı olmadığını anlarmış.
Bilmezmiş ki kavuşurlarsa zaman duracak, boyutlar birbirine karışacak.
Bilmezmiş,kavuşurlarsa varlar,yok olacak.
“Sorun buydu. Suyu berraklaştırmaya çalışırken bulandırmak. Herkes arıyor ama daha karışık,daha aykırı, daha bulanık şeyler buluyor, aradığından uzağa düşüyordu.”
“ Sen ey kendiyle yetinen fosforun yeri gece,
Ne yapar gecesiz ateş böceği?
Belki anlamsız delice kumrunun inanılmaz yuvası bir direğin tepesinde,
Ama boşluktur birazda bi kuşu biçimleyen
Bence böyle.Seni bilemem.
Sen ey kendiyle yetinen
Ne derlerse desinler su eğimine gidecek
Sen şaraba banılmış ekmek
Deltasıyız bütün sözlerin ve söz sonunda bak nasılda senle bana gelecek
Sen yarım kalan bi aşkın kaçınılmaz sürgünü
Katlanan göğsümdeki kayaya,
Sen orda şimdi bi hüznü köpürt.
Ben bir çocuğa su vereyim burda
Ben ki kiracıyım bi acıya
Sen imzalarsın sabah akşam defterini bensizliğin
Bense kanla öderim kirasını kaldığım evin
Bir takvimi tersten açardık eğer isteseydin
Sen ey kendiyle yetinen,
Artık suyumuz bulanık
Bir güneş bile olsa sonunda
Yolumuz kırık
Önümüz karanlık
Ama yine de, umudumuz kalabalık.” Bir Acıya Kiracı