Münakaşa ve Tartışma
Hz. Ömer şöyle demiştir: "Sakın üç şey için ilmi öğrenme: 1. Halkla mücadele etmek için, 2. Onunla böbürlenmek için, 3. Riyâkârlık yapmak için, Üç şey içinde ilmi bırakma: 1. İlmi öğrenmekten utanmak için, 2. İlmi kıymetsiz saymak için, 3. İlim yerine cahilliğe razı olmak için."
Sayfa 46 - Ravza·Kitabı okuyor
Alıntı
Friedrich Nietzsche
"Bir adamda ne kadar akıl eksikliği varsa, kibir o kadar fazladır. Bir adamda ne kadar eksik bilgi varsa, böbürlenme o kadar fazladır!"
Böbürlenmek
itiraz ve münakaşa etmek
ilmi şu üç şey için öğrenme: 1.Halkla mücadele etmek için. 2.Onunla böbürlenmek için. 3.Riyakarlık yapmak için. Üç şey içinde ilmi bırakma: 1. İlmi öğrenmekten utanmak için. 2.İlmi kıymetsiz saymak için. 3. İlim yerine cahilliğe razı olmak için. (Hz.Ömer)
1000Kitap
Dine ciddiyet ve samimiyetle hizmet vermek isteyenler, Allah'ın adını herşeyden üstün tutmak isteyenler, İslâm'ı yüceltmek isteyenler, hakikat ve sevabı arayanlar, doğru din anlayışını bulup ikmal etmeye çalışanlar, herhâlükârda hakikati tek ölçü olarak alanlar, parti veya şahsiyetleri ne kadar önemli olursa olsun bunları dokunulmaz hâle getirmeyenler, olumlu ve yapıcı eleştiriyi, farklı görüş ve samimi bakış açıları kendi görüşlerine ters düşse de daima hoşgörüyle karşılamışlardır. İslâm yasalarının ve deneyimlerinin yorumlanıp uygulanmasında ümmeti uzun tarih boyunca bozulmalar, çarpıtmalar ve toplu sapmalardan koruyan unsurlardan en önemlisi bu tür tarafsız, yapıcı, samimi eleştiri ve değerlendirmelerin hep var olmasıdır. Yapılan katkılar sayesinde İslâm Düşüncesi gelişmiş, bakış açıları daha sağlıklı bir temele oturmuştur. Ayrıca İslâm Fıkıh Kütüphanesi inanılmaz bir şekilde zenginleşip din ve kültür tarihinde görülmemiş bir genişliğe ulaşmıştır. Böylece ümmet, kararsızlık sıkıntısından muhafaza edilmiş, yolları aydınlığa kavuşmuştur. Siyasî lider, mütefekkir, âlim ve onlara tabiî olanlar ise sadece kendi görüşlerini beğenip böbürlenmek ve kendilerini yanılmaz saymaktan kurtarılmıştır. Sonuç olarak bütün ümmet aşırıcılıktan, sapmalardan ve hatalardan muhafaza edilmiş oldu.
Bizler "bu deveyi gütmeyeceğiz ve bu diyardan gitmeyeceğiz"diye yola çıkmış değil miydik? Öyle idiyse şimdi "bu deveyi en iyi biz güderiz" havalarında böbürlenmek nereden çıktı? Eğer ben deveyi gütmek istemiyorsam gayrı müslim çevrelerde niçin istenmeyen biri olduğumu gayet iyi anlıyorum. Lâkin ben bu deveyi gütmediğim halde ve ben bu deveyi gütmüyorum diye düne kadar benimle Müslümanca dayanışma içinde olduğunu söyleyenler, şimdi ben aslî yerimi koruduğum için beni kınamaya, dışlamaya başlarlarsa, işte bu kanıma dokunur. O zaman endişeyle sorarım: Yapacak ne kaldı?
Duygu ve Düşünce