“Aynı tip bireylerden oluşan toplulukların (halkların) arz ettiği en büyük tehlike, nesilden nesile gittikçe artan ve ardındaki gölge misali istikrarın peşinde düşen bir aptallıktır. “
-Friedrich Nietzche
Kitle olmak engellenemez bir olgudur. Ayrıca filogenetik açıdan insan, düşünen bir hayvan olarak nitelendirilebilir. Haliyle zamanla Sosyal Darwinizm ile doğan o meşhur slogan şekil değiştirebilir; “Güçlü olan mı ayakta kalır yoksa güçlü olanın mı yanında ayakta kalınır?”
Aslında bir başka açıdan çoğunluğun aptalca uysallığı güçlü olanı yaratır. Çoğunluğun zorbalığı ise olan ile olması gereken arasındaki ayrımı yapması için bireye şans vermez. Belirli olana uymanın verdiği kaçınılmaz son haliyle korkuyu doğurur.
Lakin bu kitap kaygının korkuya dönüşmesini anlatmıyor. Anlatmak istediği ise, korkudan kaçınılmak istenildiğinde, her adım atıldığında basılan zeminlerin dahi korku tarafından oluşturulduğunu hatırlatmaktır. Gabriel Chevallier, 1. Dünya Savaşı’nda cephede savaşmak üzere orduya katılan yirmi yaşındaki Jean Dartemont’un bir nevi merakına yenik düşüşünü anlatıyor. Ya da daha net ifadeyle merakın doğurduğu korkuyu.
Savaş çoğu kez kentsel değişikliklere yol açar. Bu değişiklik kentlerde fiziksel, toplumlarda ise ruhsal yapıyı etkilemektedir. Şehirler hengameye esir olur. Bireyler ise kısa dönemli kazançları yüceltirler. Chevallier yüceltme eylemini askerliği meslek olarak yapanların rütbe artışını hevesle karşılamaları ile özetliyor. Savaşın mutluluk verici yegâne yönü apoletlerdir. Halbuki savaşta apoletlerden çok ölüler selamlanır.
Milyonlarca insanı savaşa hazırlayan motivasyon kitlenin efendi yaratma çabasıdır. Jean Dartemont’un savaşa katılma sebebiyse müphem bir arzu ve insanlığın görece laneti meraktır. Lakin Dartemont’un merakı hayatta kalmak ile