"Çıkış Kitabı" kaçış ve terk edişin eylemsel bütünlüğüne dair ikircikli anlamın çarpıcı bir örneği.
Ölümden kaçmak ve ölüme kaçmak ya da mekanı terk etmek ve mekandan uzaklaştırılmak bu iki dilemma arasındaki seçime daha doğrusu "zorunluluğa" tanıklık ediyoruz. Kitapta bir çocuğun gözünden Gürcistan'ın Abhazya bölgesinde 1990'ların başında uygulanan ve etnik temizlikle sonuçlanan savaşın izlerinin hikayesine odaklanılıyor.Bombalanan evler, yoksulluğun getirdiği bedbaht durum ve ötesinde ölülerini bile toprağa veremeyen insanların ruhsal tahlilleri.
Bu bir çıkış hikayesi evet hem de insanlıktan çıkıştan bir kaçışın hikayesi.
1990'da Gürcistan'ın Abhazya ve Güney Osetya'ya etnik temizlik yapılmasını bir çocuğun gözünden okuyoruz.
Her ne kadar yapılan etnik temizlik zamanında Rusya tarafından kabul edilmese de evlerinden çıkarılan binlerce insanın ızdırabını,tecavüzleri,işlenen korkunç cinayetleri değiştirmiyor.
Bu kitap da,torunlarını Tiflis'e kaçırıp,oradan da uçağa bindirme çabasındaki dede ve ninenin trajedisini konu alıyor.
Konu olarak önemli ve çarpıcı.Okunması gerekiyor fakat metin yapısını sevemedim.İlk sayfalardan sonra yazarın tavrına ve tarzına alışırım dedim ama son sayfaya kadar devam eden bir durumdu.Belki çeviriden kaynaklı da olabilir ama konunun özü bir ulusun yaşadığı sürgün,okumanızı öneririm.
Çıkış Kitabıİaki Kabe · Dedalus Kitap Yayınları · 202059 okunma
Başta anlatımı biraz dağınık bulsam da olayın özünü kavratıp kısa zamanda okurunu hikayeye çekiyor. Çıkış Kitabı, bir çocuğun gözünden savaşın ve yıkımın içinde bir yolculuk anlatısı.
Çıkış Kitabı'nda, Gürcistan/Abhazya dolaylarında yaşanan katliamı bir çocuğun hatırasından okuyoruz. Tiflis'e, annesinin yanına dönebilmesi için dedesi ve ninesinin onu havaalanına ulaştırma çabası kitap boyunca sürerken, bırakın yiyecek bir lokma yemeği, ölülerini dahi gömmesine izin verilmeyen yöre halkının çektiği ızdıraba şahit oluyoruz. İaki Kabe'nin yalın anlatımı, kitaptaki duygu aktarımını başarılı bir şekilde yerine getirmiş. Okurken kalbinizin sızladığı, gerçek bir eser. Bu noktada belirtmek isteriz ki; hassas kalpli, ağır gerçekleri kaldıramayan insanlar için zorlayıcı bir yapıt olmuş. Yorumumuzu bir altıntıyla bitiriyor, iyi okumalar diliyoruz;
"Çocuk İsa, Meryem Ana'nın memesini emiyor ve dönüp bize bakmıyordu. Sadece annesinin şefkat dolu yüzüne bakıyordu."
Bazen parçaları birleştirmek için 1-2 sayfa geriye gidip tekrar okuduğum oldu. Kopuk ve parçalanmış bir anlatı var. Şimdiki zamandan bahsederken aniden geçmişe gidiyor sonra bir bakıyorsun rüyasını anlatıyor sonra hop tekrar şimdiki zaman. Şok halindeki bir çocuğun anlatısı diye kasıtlı yapıldıysa olabilir ama diğer türlü okuyucu için yorucu. Kısa olduğu iyi oldu yani uzun bir kitap olsa bu durum beni uzaklaştırabilirdi kitaptan.
His olarak bende tam Güneşteki Adamlar hissini bıraktı. Çok zor bir yolculuk, bir umutla yol alınıyor ama sonu iyi bitmedi sanki. Neredeyse her sayfada bir başka trajedi, savaşın yaşattıkları, insafsızca uygulamalar. İnsanların ellerine güç geçtiklerinde ve hesap vereceklerini düşünmediklerinde ne kadar insanlıktan çıkabileceklerini gösteriyor.
Böyle ağır kitaplardan sonra hayatla ilgili şikayet ederken cimri olmalıyım diye düşünüyorum. Ben kitabı beğendim, 7/10 veriyorum, ama birine kesin okumalısın diye önerebileceğim bir dil değil maalesef.
Çıkış Kitabıİaki Kabe · Dedalus Kitap Yayınları · 202059 okunma