Fahrettin Çiloğlu

Fahrettin Çiloğlu

YazarÇevirmen
7.5/10
55 Kişi
·
141
Okunma
·
1
Beğeni
·
3.372
Gösterim
Adı:
Fahrettin Çiloğlu
Unvan:
Yazar
Doğum:
Ünye, 5 Ekim 1956
Fahrettin Çiloğlu, Türkiye’ye göç etmiş Gürcü bir aileden gelen yazardır. İki dilde yazan yazar, Gürcüce yazar adı olarak önce ფარნა ჭილაძე, sonra ფარნა-ბექა ჩილაშვილი ve bazı Türkçe çevirilerde Parna-Beka Çilaşvili adını kullanmıştır. Vikipedi
Doğum tarihi: 5 Ekim 1956 (60 yaşında), Ünye
Gürcü tarihçi Leonti Mroveli ise Gürcü alfabesini Gürcü kralı Parnavaz'ın geliştirdiğini ileri sürer.
İÖ 2 binli yıllarda Gürcü kabilelerinin yakın komşuları, Hititler, Mitanniler daha sonraları Asurlular ve Urartular gibi uygar halklardı.
Üç bin yıllık bir geçmişi bulunan Gürcü müziğinin kökenleri dinsel ezgilere ve halk şarkılarına dayanır.
Buda'ya ilişkin Doğu efsanesinden bir uyarlama olan "Balavariani", Gürcüceden batı dillerine çevrilerek bütün Avrupa'ya yayıldı.
Nedamet, Dilek ağacı'yla birlikte Türkiye'de de 1988 Uluslararası İstanbul film festivali'nde gösterilmiştir.
192 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Gürcü Edebiyatından düşünsel bir kitap…


Sanırım ilk defa bilinç akışı tekniğiyle yazılmış bir kitap okuyorum. Açıkçası kitabı okumaya başladığımda pek anlam veremedim, çünkü olaylardan parça parça bahsediyor, sürekli konudan konuya atlıyor ve anlatılan olayla alakasız şeylerden bir süre bahsedip sonra konudan çok saptığını itiraf ederek hikayeyi anlatmaya devam ediyor. Asıl olayı anlatırken de okuyucunun kafasında buğulu bir olay yeri bırakıyor. Hiçbir olay yerini tam olarak tüm ayrıntılarıyla anlatmıyor. Yani çoğu şeyi okuyucunun hayal gücüne bırakıyor.
Bu söylediklerim aslında yazarın özellikle kullandığı bir teknik. Okumaya devam ettikçe kitabın başlarında o yarım bırakılmış şeylerin yavaş yavaş tamamlandığını, boşlukların doldurulduğunu görüyoruz. Ama yazar her zaman açık kapı bırakmayı da ihmal etmiyor.
Kitabın ana karakterlerinden olan Cimşer biraz tuhaf birisi. Yaptığı veya yapacağı her şeyi sorguluyor, yaptığı bir seçim sonucunda neler olabileceği hakkında onlarca senaryo kuruyor ve yarattığı karmakarışık olaylar zincirinde kendine en uygun seçeneği arıyor.
Lia ise her zaman umut dolu ve farklı bir karakter. Diğer insanların çok da dikkat etmediği şeylere önem veriyor ve olayları çok farklı yorumluyor.
Kitabın ilginç kısmı ise olayların ve mekanların belirsiz olduğu gibi zamanın da belirsiz olması. Zaman akış içerisinde değil ve anlatılan olaylara kitabın ilerleyen sayfalarında tekrar geri dönülüyor ve farklı bir ayrıntı veriliyor.
Dahası kitapta canlı cansız ayrımı da yok. Kitap ruhun ölümsüzlüğü ve ruhların ölümden sonra tekrar tekrar farklı varlıklarda meydana geldiği bir anlatıma sahip. Mesela yazar bir yerde balık oluyor ve hayatın akışını kendi gözünden anlatıyor, daha sonra bir taş oluyor ve aynı şekilde düşüncelerini taşın ağzından dile getiriyor.
Daha önce bilinç akışı tekniğiyle yazılmış bir kitap okumadıysanız okurken sizin de benim gibi aklınız biraz karışabilir. Hatta bazı yerlerinde kitabı bırakmak isteyebilirsiniz ki benim aynen öyle oldu. Ama sonucunu merak edip kitabı bitirdiğimde okuduğum için pişman olmadığımı söyleyebilirim. İyi okumalar :)
192 syf.
·Beğendi·8/10
Kitap aslında bir felsefe kitabı ama öyle ben felsefeden anlamam deyip gözünüz korkmasın. Sıkıcı da değil. Dil işçiliği harikaydı. Masalsı bir dili var. Hatta okurken kimi yerde duraksayıp düşündüğünüz oluyor. Yazarın nesnelerle ilişkisi çok tuhafti, hoşuma gitti. Bazen bir kaya parçasını konuşturuyor , düşündürüyor bazen de bizi bir akvaryumun içine sokup düşünmemizi sağlıyor.
Şu bölüm gerçekten hoşuma gitti:

"Ama öldükten sonra görevinin tamamlandığını nasıl anlayacağım? Acaba ölüm olmadan ölmek mümkün mü? Veya ben, bensiz ölebilir miyim?

Bir canlı varlık öldüğünde acaba ne ölüyor? Acaba sadece verilmiş olan zaman mı ölüyor? Şu an mı, bu bakış mı? Yoksa bu evren mi ölüyor ve güneş mi kararıyor? Başkası için mi ölüyor bizim geçmişimiz ve geleceğimiz? Bizim için sadece şimdi ki zaman mı ölüyor? Yoksa biz başkası için ölüyor, kendimiz için var olmaya devam mı ediyoruz"

Mavi gözlü sivrisinek bataklığını kurutanları ve kendi katilini ararken söylüyor bunları. Bir anlamda fabl gibi de düşünülebilir.

Son olarak yazarın bilinçakışı tekniğini de kullandığını belirtelim.

Tavsiyedir
192 syf.
·8/10
Kitap çok değişik bir anlatımla yazılmıştı. Olaylar çok dağınık ne ara buraya geldi, bu nereden çıktı derken yazarda ben nerde kalmıştım deyip asıl konuya geri dönüyor. Yazar okuyucuna baya boşluk bırakmış hayal gücüyle kendi tamamlasın istemiş. Ve kitapta bir balıkta oluyorsunuz yeri geliyor taşta oluyorsunuz. Ama en önemlisi bunların duygularını yoğun yoğun hissediyorsunuz.Değişik kitap okumak isteyenlere şiddetle tavsiyedir.
192 syf.
·7 günde·8/10
Bu kitap okuduğum en garip kitaplar arasında kesinlikle birincisi olur. Yazarın çok değişik bir anlatımı vardı. İlk başlarda kitabı anlamakta zorluk çektim ama biraz ilerleyince olaylar içinde süzülüp gittim.
192 syf.
·6/10
Anlamakta zorlandığımı, konuyu bulmaya çalıştığımı itiraf etmem gerekiyor. Farklı bir anlatımı var ama ben sevemedim kitabı. Boşa vakit kaybı asla değil ama ne bileyim yazarın tekniği beni sarmadı ve sarsmadı.
192 syf.
·22 günde·6/10
Genel olarak sıkılmadan okuduğum ve beğendiğim bir kitapdı. Okurken ister istemez, sık sık düşüncelere daldım. Kitapta farklı karakterlerin farklı yaşamları üzerinden felsefe yapılmış. Lia'nın hayatla ve ümitlerle dolu olması...Cimşer'in yalnızlığı bıkkınlığı...Sivrisineğin ölüm ve yaşam üzerine düşünceleri ve arayışta olması... Hepsinden öğrenebileceğiniz pek çok şey var...
192 syf.
·19 günde·Beğendi·10/10
Gezgin olan ruhlarımızın biz öldükten sonra yeşerdiği farklı bedenlerden söz eden ve muhteşem bir dil işçiliğiyle sunulan bir eser Sivrisinek Şehirde.
İncelemesini yazarken bile olayı tamamen anlayamamış ve bir o kadar da anlamış olmanın ilginçliğini düşünüyorum. Felsefi bir kitap olarak nitelendirilebilir ama asla sıkıcı değil. Düşündürücü bir eser ve biraz da ürpertici. Her karakter bize benziyor ve hiçbir karakter bize benzemiyor. Şiddetle tavsiye ediyorum.
Okumadım, yarıda bıraktım. Saçma geldi. Zaman kaybı diye düşünüyorum. Tabi okumak isteyen okuyabilir... birbirinden kopuk cümleler manalar, ne anlatmak istediğini hiç anlamadım.
192 syf.
·7 günde·5/10
‘Bakın, ben, dünyaya gözlerimi açtığımdan beri karanlık gecede dolaşıp duruyorum. Bazen uzaktan, varla yok arası bir ışık belirince, bir böcek gibi oraya yöneliyorum. Ne var ki, sonra bu ışığı da karanlık yutuyor ve kendimi yeniden zifiri karanlık gecenin içinde buluyorum. ’


Kitabın en ama en sevdiğim yeri bizi karşıladığı cümle diyebilirim.
Aslında kötü bir kitap diyemem ama gerçekten anlamadığımı dile getirmek isterim.
Okuyacak olanlara şimdiden iyi okumalar.
192 syf.
·Beğendi·7/10
Varoluşu post-modern yolla sorgulayan, anlatımı değişik , çok katmanlı bir roman. Çok katmanlı dememde yer yer hikaye tadında bölümlerin yer almasından dolayı. Yazar zaten kitapta kendini bariz hissettiriyor yani bir kahraman olarak kendisi eşlik ediyor. Gürcü Edebiyatının geleneğinden de faydalanıyor. Metinarasılık var. İroniyi çok tatlı bir dille işlemiş. Dili sade ama cümleler çok su kaldırıyor. Ondan dolayı yavaş ve sakin bir şekilde okumakta fayda var.

Yazarın biyografisi

Adı:
Fahrettin Çiloğlu
Unvan:
Yazar
Doğum:
Ünye, 5 Ekim 1956
Fahrettin Çiloğlu, Türkiye’ye göç etmiş Gürcü bir aileden gelen yazardır. İki dilde yazan yazar, Gürcüce yazar adı olarak önce ფარნა ჭილაძე, sonra ფარნა-ბექა ჩილაშვილი ve bazı Türkçe çevirilerde Parna-Beka Çilaşvili adını kullanmıştır. Vikipedi
Doğum tarihi: 5 Ekim 1956 (60 yaşında), Ünye

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 141 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 314 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.