Mutluluk eroin gibiydi. Bir kez tadına baktınız mı, bir kez mutluluğun var olduğunu öğrendiniz mi bir daha asla mutluluğun olmadığı sıradan bir hayattan memnun olmazdınız. Çünkü mutluluk bir tatminden fazlasıydı. Doğal değildi. Mutluluk insanı titreten istinai bir durumdu; biteceğini bildiğiniz saniyeler, dakikalar, günlerdi. Ve üzüntü bittikten sonra değil, daha o anda başlardı. Çünkü mutluluk hiçbir şeyin aynı kalmayacağını, elinizde olanları elbet kaybedeceğinizi, yoksunluk sancıları çekip kaybettiklerinizin yasını tutacağınızı, acı çekme sınırınızın ne kadar geniş olduğunu bildiğiniz için kendinize lanet okuyacağınızı size korkunç bir şekilde öğretirdi.
“Dünya boktan mı?”
“Bu, ne gördüğüne bağlı. Daha küçüksün. İleride daha ne kadar boktan şey göreceğini bilemeyiz! Ama insan, kaderini değiştiremez. Bazı insanların kafası, doğduğu günden ölene kadar bokun içinde kalır. Bazılarıysa biraz daha şanslıdır ve arada sırada kafalarını boktan çıkarıp nefes alabilirler. Ancak ne olursa olsun herkes yine de bokun içindedir. Çünkü dünya gerçekten boktan bir yerdir!’
Sıradan yurttaş kendini polis karşısında her zaman rahatsız hisseder. Logan’ın bu konuda bir teorisi vardı. Herkesin itiraf edemediği sırları olduğu kanısındaydı.