Selaammm
Bugün İskender Pala'nın yazmış olduğu "Leyla ile Mecnun" kitabını yorumlayacağım. Aşk denilince akla gelen birkaç hikayeden birisi. Çoğumuz biliyoruz belki ama bunu kitapta okumak hatta güzel resimlerle süslenmiş bir kitapta okumak insana çok farklı şeyler hissettiriyor.
Aslında bu kitabın yorumunu paylaşıp paylaşmamak konusunda biraz kararsızdım ama kitabın "Sunuş" kısmındaki şu söz beni çok etkiledi: Vaktiyle Almanca, İngilizce, Rusça ve Ermenice'ye de tercüme edilen ve bugün o dillerde hala bilinen Leyla ile Mecnun, bizde artık neredeyse unutulmak üzere. Kültürümüz bir yerlerde kopup kalmış... Bu sözü görünce belki ben de birkaç kişinin okumasına vesile olurum diye paylaşmak istedim ki kendi kültürümüzden uzaklaşmayalım.
Yorumuma gelecek olursam çoğu kişinin dili konusunda kafasında soru işaretleri olduğunu düşünüyorum ama dili gerçekten ağır değildi. Elbette bazı kelimelerin, tamlamaların manasını anlamakta zorluk çektim ancak bunları hikayenin gidişatına göre de anlayabiliyorsunuz zaten. Dili konusunda özellikle sorun yaşadığım tek yer kitabın son beş sayfasındaki gazelleriydi. Onun haricinde dili konusunda büyük bir sorun yaşamadım.
Ve kitabı okurken tuhaf hissettim. Yani tam olarak nasıl açıklayacağımı bilmiyorum ama sanki içime işledi gibi geldi bana. Kays'ın (Mecnun'un) ve Leyla'nın aşkı o kadar saf ve temiz ki günümüzde herkesin 'gerçek aşk' diye nitelendirdiği aşktan çok uzak. Aşkın maddeden manaya yönelişini anlatıyor...
~
Leyla, "geceye dair, gece gözlü, gece saçlı" demektir. Sonradan gece bahtlı da olacaktı. Kays'ın çığlıkları, işte bu gece tenli güzel içindi.
Aşk odu önce maşuka, andan aşıka düşer derler. Çok geçmeden Kays ile Leyla aynı kadehten aşk şarabı içtiler.
Kısa zamanda Kays adı Mecnun'a kıyas edilir oldu. Mecnun-i Leyli "Leyla'nın