“Bu çukurda kendini iyi hissedecekti. O toprağı tanıyor, toprak da onu tanıyordu. Birlikte iyi anlaşacaklardı. Toprak yaklaşık altmış yıl önce kendisine ilk kazma darbesini indirdiğinde ona bu randevuyu vermişti. Şefkat artık sona ermeli, toprak onu bağrına basmalıydı.”
Ölümü ne kadar da basitleştirmişiz, okuduğum her sayfada bunu düşündüm. Kusursuz bir program var bir ölünün arkasında izlenen programda. Ölmeye saygımız kalmamış hatta bazen ölürken bile geçim derdini düşünürmüşüz. Kitapta her kesimden hikayelerin olması verdiği mesajı anlamam için bana kolaylık sağladı ama sanırım bu hikayelerin arasından en çok içimi parçalayan Charlot'un hikayesiydi, hayatı yarım kalmış bir çocuk. Oldukça kısa bir kitap olduğu için öneriyorum, bakış açımı farkedilir derecede değiştirmese de benim içinde farkındalık uyandırdı.
Farklı bir kitaptı, bitirdikten sonra ilk bunu düşündüm. Senin hislerin ve düşüncelerin ile farklı konulara çekilebilecek bir öykü ve muhtemelen çıkarılacak mesaj birçok kişi için farklı olur.
Ben birine bel bağlamanın ne kadar fazla kapı kapattığı hakkında kafa yordum en başta fakat kitabın ortalarına doğru insanlık ve çaresizlik konuları daha çok içine çekti beni, özellikle neden bilmiyorum ama Gregor'un sırtında kalan elma beni mahvetti, onun yavaş yavaş ölümünü okumak da öyle.
Zaten kısa bir kitap, okumak için gayet ideal. Ben beğendim ve gelecekte fikirlerimin değişeceğini düşündüğümden tekrar okumayı da planladığım bir kitap oldu.