“Tuzağa düşüp ölümcül yaralar almış bir kaplana nasıl sokulamazsanız, çok istemenize rağmen yaralarını nasıl saramazsanız, Meleknaz’a da öyle yaklaşamıyordum. Acı çekmesine rağmen, senin de kötülük yapacağını düşünerek pençe atan bir kedinin ızdırabını, bütün sevecenliğinle ama çaresizce izlemek gibiydi durum.”
Ne bir neşe ne başka bir şey, koca koskoca bir hiçlik kalır geriye, o kadar. Hatta kava’nın tadına bile varamazlar, köy meydanında dans ederken önlerindeki kara topraktır tek gördükleri. Ölü olmadıkları halde, yaşamaz onlar. Düşünme hastalığı galebe çalmıştır.
Böyle mi yaşıyorduk o zamanlar? Ama her zamanki gibi yaşıyorduk herhalde. Herkes öyle yapar çoğu zaman. Her ne oluyorsa her zamanki gibi oluyor. Bu bile her zamanki gibi, şimdi.