her kuşağın kendinden önceki efendileri yıkıp, yerine onlar kadar haris, onlar kadar açgözlü yeni efendiler geçirdiği talihsiz ülke.
.
.
İlksöz: İdealist başlayan bir hayat çıkarcı bir insan olarak sonlanabilir mi...
Böyle bir hayatın son anlarında, ölüm döşeğinde eski devrimci Artemio Cruz. Başında toplanan ve ölümünü bekleyenler varken o geçmişe gidip kendiyle yüzleşip duruyor. Çünkü yüzleşilmesi gereken bir hayat var geride bırakılacak. İdealist bir subay olarak toprakların köylülere verilmesi için mücadele ederken, o hayat, toprakların sahibi bir zengine dönüştürdü onu. Son nefese kadar yaşadığı anlar önüne gelecek ki Musa'yken Firavun olmanın cezasını önce bu dünyada çeksin.
(Ben hep derim ki bu dünya sürekli tekrarlanan bir Musa Firavun mücadelesi. Firavun, herkesi ezince ezdikleri içinden bir Musa çıkar. Ya Firavun Musa'yı yener ve tarih yeni Musa'nın çıkışını bekler ya da Musa Firavun'u yerinden eder. Ama mesele burada başlar; Musa Musa olarak kalabilecek mi yoksa Firavun'a mı dönüşecek. Ki tarih bize gösterir ki Musa hep Firavun'a dönüşür ve karşısına çıkacak yeni Musa'yı bekler.)
Meksika Devrimi, öncesi ve sonrasını da içeren güçlü bir metin. Artemio Cruz'un geriye dönüşleri zamanda sıçramalar yarattığından dikkatlice okunmayı istiyor. Her bölüm bir anı ile başlayıp, ölüm döşeğindeki anla, yaşananlarla devam ediyor ve -benim hayran olduğum- kendiyle hesaplaşmalarla devam ediyor.
1960'ların başında Dünya Latin Amerika Edebiyatı'ndan büyük romanlarla tanıştı. Boom akımının bu ilk romanları Cortazar'ın Seksek'i, Llosa'nın Kent ve Köpekler'i ve Fuentes'in Artemio Cruz'un Ölümü. (Marquez sonra geriden gelip en öne geçecek Yüzyıllık Yalnızlık'la). Fuentes bu akımın büyük abilerinden. Artemio Cruz'un Ölümü'nü okurken, Marquez'in tüm kitaplarını okuyan Llosa'da