mide spazmı — halk arasında “bir anda saplandı, kasıldı, öldüm galiba” hissinin adı. tıbbi olarak çoğu zaman tek başına bir hastalık değil; gastrit, gastroözofageal reflü hastalığı ya da irritabl bağırsak sendromu gibi durumların sahneye dramatik çıkışı. — olayın özü: mide kasları anlık ve sert şekilde kasılır → sen de bunu “spazm” diye hissedersin. bazen 5 dakika, bazen saatler. arada “acaba kalp mi?” paranoyası bonus. belirtiler (klasik paket): • mide üstünde bıçak saplanır gibi ağrı • kasılma / sıkışma hissi • yanma (çoğu zaman gastroözofageal reflü hastalığı ile kardeş) • bulantı, bazen kusma • şişkinlik + gaz (olayın arka plan oyuncusu) burada twist geliyor: mide spazmı çoğu zaman yalnız değil — çoğu kişi “spazm geçirdim” diyor ama aslında öncesinde sağlam bir mide şişmesi yaşıyor. gaz birikiyor → mide geriliyor → kaslar kasılıyor → boom: spazm hissi. — yani şişkinlik = fragman, spazm = film. neden olur? (suçlular listesi): • hızlı yemek → hava yut + mideyi şişir • gazlı içecek → direkt basınç yükle • aşırı yemek → mideyi limit testine sok • yağlı / ağır yemek → sindirim yavaşlar • stres → bağırsak-mide hattı “error verir” • hassasiyetler → özellikle laktoz intoleransı varsa süt sonrası hem şişkinlik hem spazm anlık rahatlama (kriz anı): • yürüyüş → gaz hareket eder, basınç azalır • sıcak su torbası → kas gevşetir • ılık su → mideyi sakinleştirir
[4.BÖLÜM]: - Arafta Kalan Ruh - Büyülü Gerçelik Peygamberi - Yaşam ve Ölüm Bilgesi - Carl Gustav Jung’un “Bilge Yaşlı Adam” Arke Tipi (Wise Old Man / Senex ) MELQUIADES O kadar roman karakteri içinde Melquiades için neden özel bir bölüm açtım? Çünkü Melquiades roman karakteri şayet roman kurgusuna dahil olmasaydı Yüzyıllık Yalnızlık romanı bu kadar derin bu kadar çok katmanlı ve zamana karşı duruşlu olmayacaktı. O olmasaydı belki de içinde her bir rengin ayrı ayrı tonlarına sahip rengarenk balıkların yüzdüğü o canlı akvaryumu, su altı ormanlarını, deniz çayırlarını, yosunlarını, mercan resiflerini, planktonları, deniz volkanlarını & hidrotermal bacalarını, deniz dağlarını, okyanus hendeklerini, batık gemilerini…ve sadece su değil; yaşayan, nefes alan, kendi halinde bir dengesi olan Engin Mavi bir okyanus evreni yerine dalgasız, heyecansız ve hiçbir rüzgara temas etmeyen, hiçbir şeye yük olmadan kendi halinde hissettirmeden sessiz sedasız öylece akıp giden naif bir denizden bahsediyor olabilirdik. Eğer bu roman şayet böyle bir deniz olsaydı yine büyük bir roman olurdu elbette ancak evrenlere taşan, zamanları ve boyutları aşan bir romandan bahsedemiyor olurduk. Gabriel Garcia Marquez zamanı aşan, evrene uzanabilen yüksek kalibreli bir yazar olduğundan dolayı gözünü denizlere değil okyanuslara dikmiştir. Melquíades, arafta kalmış ruh gibi yarı saydam bir halde romanda gezinir. Yaşam ile ölüm arasında bir yerlerde sıkışmış muğlak bir görüntü verir. O, sadece bir yan karakter değil aynı zamanda Yüzyıllık Yalnızlık’ın felsefi omurgalarından biridir; romanın felsefi/varoluşçu yükünü tek başına omuzlar. O, geçmişi bilen, geleceği yazan ve zamanı aşan bir bilgedir. Daha çok Jack London eserlerinin çevirileriyle tanınan ünlü çevirmen ve Jack London Uzmanı Levent Cinemre ’nin bir sözü
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
[16.BÖLÜM]:Yüzyıllık Yalnızlık’ın DoğumuGabriel Garcia Marquez’in Edebi MarangozluğuBüyükanne-Büyükbaba’dan Gelen Bir Büyülü Gerçeklik İlhamı Başkan Babamızın Sonbaharı adlı bir kitabını yazmaya başladığı zamanlarda Yüzyıllık Yalnızlık romanının da ilk tohumları, Gabriel Garcia Marquez’in aklına düşüverir. O sıralarda Venezuela’dadır. Ancak Yüzyıllık Yanlızlık’ı kaleme almaya başladığı ilk anlar, onda bir tedirginliğe neden olur; hisleri çok yoğun ve güçlüdür lakin kalemi bu hislere tercüman olamaz. İçeride hissedilenin, dışarıya aktarılmasında ciddi bir tıkanıklık vardır. Bir türlü akmıyor! Akmıyor işte! Lanet olsun! dedirtir Gabriel Garcia Marquez’e bu tıkanma. İşte tam da yazarların çokça muzdarip olduğu bu Yazar Tıkanması Hastalığı, ona da musallat olmuştur artık, hem de kült eserini yazmaya daha yeni başlamışken. O zamanlardaki çağdaşları olan Latin Amerikalı yazarlardan Julio Cortazar’ın, Mario Vargas Llosa’nın çıkardığı eserler etrafı kasıp kavuruyorken, Marquez sinirden pusmuş halde daktilonun başında boş boş pineklemektedir. Ancak Yazar Tıkanması/Tutulmasının bir noktadan sonra belini kırmak, onu arkada bırakıp yolunda ilerlemeye devam etmesi gerekmektedir. Hep böyle sürüp gidecek değil ya! Elbet bu tutulmanın da çözüleceği bir zaman gelecektir, derken 1965 senesinde bir gün ailesiyle birlikte Acapulco’ya seyahat ettiği esnada romanın ilk cümlesinin silüeti zihninde birden görünüverir. Artık baraj türbinleri açılmış, yıllarca zihninde birikmiş herşey, bir anda salınmış baraj suyu gibi yukarıdan aşağıya şirazeden çıkmışcasına oluk oluk akmaktadır. Bu, öylesi bir trans halidir ki roman, daha önceden hiç aklına gelmemiş bir biçime bürünmüş, olağanüstü bir şeye evrilivermiştir. Planlar, değişmiştir artık, hemen acilen evine daktilosunun başına dönmesi gerekir; lakin ilham dediğin cıva gibidir buharlaşır uçar gider, onu hazır
Edebiyat
Sh-Boom
Life could be a dream (sh-boom) If I could take you up in Paradise up above (sh-boom) If you would tell me, I'm the only one that you love Life could be a dream, sweetheart Hello, hello again, sh-boom and hopin' we'll meet again, boom (ba-boom) Day dong da ding-dong (sh-boom) Sha-lang-da-lang-da-lang Ah, whoa, whoa, bip (sh-boom) Ah, bo da do da dip, whoa
Müzik
la havle vela boom bap