-İyi geceler İzmir. Işıklarını yakmayı unutma...
+Işıklarım söneli çok oldu...
-Onları yakmasını en iyi ben bilirim, biliyorsun değil mi?
+Çok uğraşman gerekecek, biliyorsun değil mi?
-Uğraşmayı severim, biliyorsun değil mi?
-Şu an güldüğüne adım gibi eminim...
-Ve şu an daha çok gülüyorsun.
-Şimdi de sesli gülüyorsun buna adım gibi eminim.
"Çok yorgunum biliyor musun?" diye mırıldandığımda başım Ege'nin kucağındaydı.
"Biliyorum..." duymak istediğim cevap da buydu aslında. Birinin benim ne kadar yorgun olduğumu bilmesini duymaya ihtiyacım vardı.
"Söylesene." dedim saçma bir çaresizlikle.
"Neyi söyleyeyim?"
"Yorgun olduğumu... Bunu birinden duymaya ihtiyacım var. Hissettiklerimin gerçek olduğunu bilmeye ihtiyacım var." Ege derin bir nefes alıp kucağında yatan kafama bakarak saçlarımı kulağımın arkasına doğru itti ve konuşmaya başladı,
"İzmir... sen çok büyük bir acı atlattın ve hayatın komple değişti. Üzgünsün, her şey üst üste bindi, hala acı içindesin ve çok ama çok yorgunsun. Bunlar yanılsama değil, sen gerçekten çok üzgün ve çok yorgunsun. Ve bunların hiçbiri sebepsiz değil, tamam mı? Hepsinin birer sebebi var... Ve sana söz veriyorum, hepsi geçecek... Ege sözü..."