Çok fazla beklenti ile başladığımı söylemek istiyorum. Hiçbir zaman kitapları konusuna bakarak alan biri olmadım ama keşke bu kitabı aldırmadan evvel baksaymışım. Duygusal eserleri çok seven biriyim, okurken beni ağlatan eserlerin aşığıyım. Lakin beklediğim gibi bir aşk romanı çıkmayınca ufaktan bir soğudum. Aslında soğuma sebebim aşk romanı olmayışı değildi. Kitabın adının bir şarkıdan geliyor oluşuydu. Şarkı galiba kitaptan sonra gerçeğe dönüştürülmüş. Gidip şarkıyı dinledim ve etkilenecek bir tarafını bulamadım. Her şeyde çok derin anlamlar aramayı bırakmalıyım belki de?
Distopik bir eser. Okurken çok ağır hissettirdiği yerler oldu. Hayatımı bir organ bağışçısı olmak için yaşadığımı, hayallerimin olamayışını, beraber gülüp eğlendiğim insanların bir bir yanımdan ayrılacak olmasını düşününce ezildim bu ağırlık altında. Daha kötüsü ise insanların gözünde bir hiç kategorisinde yaşamaya devam etmek. Sırf onların aile tablosu bozulmasın diye gözden çıkarılan oluşumu bilmek. Bilemiyorum.... Beklentim dahilinde olmamasına rağmen çok güzel dönüşler ile gözüme girdi bu kitap...
"Beraber gülüp eğlendiğim insanlar" falan dediğime bakmayın. Kitaptaki arkadaşlıklarda doğru hissettirmeyen durumlar vardı. Yıllarını beraber geçirmişsin lakin kimse kimseye güvenmiyor? En yakını olarak gördüğü arkadaşları sözel bir darbe yiyince sevinilmesi veya? Fakat elbette burada da anlaşılır bir durum vardı. Bu çocuklar gerçek bir aile bağı, dost, kardeş sevgisi ya da "normal" bir sosyal öğrenme süreci yaşamadıkları için, sevgiyi ve arkadaşlığı da el yordamıyla, birbirlerini yaralayarak öğrendiler. Gel de üzülme onlar için.
Nobel ödüllü bir eser olmasından da bahsetmek isterim. Kitabın %75lik kısmında Türk yazarlarımızın çok daha iyi iş çıkaracağını, Ishiguro'nun söylemek istediği, uzun uzun