Jeopolitik Kaldıraç, Kurumsal Pragmatizm ve Gücün Mekaniği: Küresel Sağ Dalganın Gölgesinde Orta Doğu’nun Dönüşümü Yirmibirinci yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken, uluslararası ilişkiler sistemi ideolojik kalıpların, demokrasi inşası vaatlerinin ve ulus-ötesi değerler siyasetinin tasfiye edildiği, bunun yerine tamamen faydacı, güce ve ekonomik altyapıya dayalı yeni bir gerçekçilik dönemine sahne olmaktadır. Bu dönüşümün en somut laboratuvarı, yakın döneme kadar vekil aktörler ve devlet dışı silahlı yapılar üzerinden yürütülen çatışmalarla şekillenen Orta Doğu coğrafyasıdır. Bugün bölgede, Washington’ın uzun yıllardır sürdürdüğü mikro-milliyetçilikleri destekleme stratejisinden vazgeçerek sınırları koruyan, merkezi devlet kurumlarını güçlendiren ve enerji merkezli kalıcı ağlar kurmayı hedefleyen yeni bir bölgesel mimariye yöneldiği görülmektedir. Uluslararası literatürde jeopolitik bir kaldıracı ifade eden bu yaklaşım, küresel sağ popülizmin yükselişi ve liderler düzeyindeki kişisel güç pragmatizmiyle birleştiğinde, hem Suriye-Irak-Türkiye hattındaki dengeleri altüst etmekte hem de iç siyaset ile dış politika arasındaki kırılgan bağı gözler önüne sermektedir. Küresel Deniz Ekseni’nden Kara Jeopolitiğine: Kavramsal Dönüşüm Tarihsel kökenleri itibarıyla bir coğrafyanın küresel bir denge merkezi olarak konumlandırılmasını ifade eden kaldıraç stratejisi, ilk olarak Asya-Pasifik bölgesinde, Hint ve Pasifik okyanuslarının kesişim noktasında yer alan takımada devletlerinin denizci kimliğini, liman altyapılarını ve mavi ekonomi kaynaklarını canlandırma vizyonu olarak doğmuştur. Bu özgün yaklaşım, büyük güç kutupları arasında dengeleyici bir orta güç olma arayışının ürünüdür. Ancak günümüz Orta Doğu denklemi, bu kavramın denizlerden kara jeopolitiğine, askeri üslerden
Siyaset
21 Haziran Kızılca Gün Kutlu Olsun
En uzun gündüz olan 21 Haziran'da başlayan ve ilk Dolunay'ın görüneceği tarihe kadar geçerli olan kadim Türk gününün büyük enerjisi üzerinize olsun. Sağaltımda olanlara onma, zorda olana dayanç getirsin. "Mavi Göğün efendisi Tengri adına. Yarattığı Mavi Gök, yağız yer ve su adına. Yağız yerin tek hakimi Türk adına. Tengri gibi Tengri'den olma Atalar gibi. Tek kırmızı çizgimiz Töre adına. Türk’e iz süren, yol açan Kök Börü adına. Öncesi kadim, sonrası sonsuz. Öncesi erdem, sonrası yağız. Öncesi İl, sonrası Vatan, öncesi dirlik, sonrası birlik. Öncesi kün, sonrası aydınlıg. Öncesi de sonrası da Türk budunum! Tengri Türük’ü Korusun"
1000Kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
(Rüya) 13.06.2026 (Mafya Lideri Alpay Çengelköydeki konağında oturuyordu. Bir yanında hem adamı hem en yakın arkadaşı Samet vardı. Vergilerden şikayetçiydi,bir takım elbiseliyle görüşmüş ancak vergilerini düşürememişti.) Alpay:Pezevenk Bir de bize kötü adam derler Asıl kötü adamlar onlar Oy almak uğruna sokaklarda yemek dağıtırlar Vaatlerde bulunurlar Koltuğa oturduktan sonra Alzheimer olurlar Seçim zamanı dışında bir kere bir işçinin evini ziyaret etmişler mi ? Lanet yaşlı adamlar (Beyaz tablasını açtı ve burnuyla bir çizgi aldı.) Samet:O eşşeğe kalmadık Şu bunların karşıtı bir takım elbiseli var onunla konuşalım O bize yardımcı olur Alpay:Boşver Bunların hiçbirine güven olmaz Lanet Pezevenkler (Güvenlik monitörüne bakar) Bugün evi,arabaları ve alarm sistemini kontrol ettirdin mi? Samet: Evet olumsuz bir durum yok (Alpay dış kapıyı gösteren kameraya baktı ve “Oradaki Mercedes niye bir haftadır orada duruyor.” dedi) Samet:Bilmem
Edebiyat
HOYRATLIK CIZIRTISI İçindeki her eşyanın, sanki ebedî bir sükuta büründüğü; âdeta heykel gibi sessiz ama estetik bir hâl aldığı; tüm bu lisân-ı sükûtiliğine rağmen, lisânıhâlleriyle tıpkı pandomim yaparcasına da konuştuğu ve sesi kısılmış bu çığlıklar meşherinin sıvası dökülmüş dört duvarını üstten kapaklayan “örümcek bağlamış tavanı” ile, tahtakurularına mesken olmuş ahşap zemini arasında sıkışıp kalmış, küçük ve şirin bir oda tasavvur ediniz... Şimdi de, küçük ve kapalı bir mukavvayı tahattur ya da tedâî eden/ettiren bu sevimli odanın kapısıyla kapı komşusu olan duvarına, kahverengi borularıyla temas eden ve aile efradını soğuk kış günlerinde etrafına toplayan bir “fırınlı soba” hayal ediniz... Modernitenin evlerimize soktuğu ya da değişen ve farklılaşan hayat şartlarımızın, yuvalarımıza/hanelerimize “leylî misafir” olarak davet edilmesiyle tanışıklık yaşadığımız kalorifer ve doğal gaz gibi, odalarımızın hepsine kadar sirayet eden ince boru ve petekleri olmasa da; içinde patates haşlayıp, sıcağında kestane pişirdiğimiz; aile efradının karnını besleyen nimetlerin, yemeklerimizin, yemek sonrası yudumladığımız çaylarımızın ana malzemesi olan suyu, o aziz nimeti üzerinde ısıtıp kıvama getirdiğimiz soba; tek bir odada ikamet edip, aileyi mıknatıs gibi etrafına toplaması itibarıyla, gönüllerimizde eşsiz ve nostaljik bir yere sahip olsa gerektir... İşte böyle otantik ve nostaljik bir eşyanın; üşüyen bedenimizle beraber, sohbetsizlikten buz kesmiş ruhlarımızın yalnızlık buzlarını da ısıtan sobanın cayır cayır yanan ateşinde; içi belki yarım, belki de lebalep su ile dolu bir bakır güğümün kurşuni rengine, suyun kaynamasıyla birlikte karışan kızgın, öfkeli ve başı dumanlı alev rengi de eklenince, güğümden öyle bir ses çıkar ki; kamışlıktan ayrılmış neyin inlemesi mi örnek
Birileri size ' kadın şöyleli olur ' cümlesi ile başlayacak. Siz daha karşınızdaki cümleye başlamaya tenezzül bile etmeden ağırlığınızı koyacaksınız. Bu bir kadın da olsa erkek de olsa. 25 cm boyu geçmeyecek bir boru için sizin uzuvlarınızı bir tüketim aleti olarak gören hiçbir zihniyetin kadın olma konusunda tek laf etmeye hakkı yok. Kadına haset gözle bakan kadının da. Rahmi olan bir varlığın begenilmeye aptal arzu edilme masallarına ihtiyacı yok. Kendinin en iyi versiyonunu keşfedip kutsal dişil haline dokunup neslini devam etmeye ve üretmeye ihtiyacı var. Kendi için en seksi parfümleri kullanıp kendi için en havalı iç çamaşırını giymeye lâyık kadın. Soytarı sürüsünün klavye delikanlılığına , ğöbegi kendinden önce giden dayıların dillerinin mezesi olmaya değil.
Türkiye’nin İsrail ile olan ticari ilişkileri, 2 Mayıs 2024’te ilan edilen "tam ticaret ambargosu" kararından bu yana siyasetin, ekonominin ve jeopolitiğin en çelişkili ve tartışmalı başlıklarından biridir. Ankara’nın resmi düzeyde "ticareti tamamen kestik" açıklamalarına rağmen, sahadaki veriler ve lojistik hareketlilik, ticari akışın yasal boşluklar, aracılar ve dolaylı yöntemlerle devam ettiğini göstermektedir. Hükümetin ambargo kararına rağmen, uluslararası ticaret istatistikleri ticari akışın durmadığını kanıtlar niteliktedir. İsrail Merkez İstatistik Bürosu (CBS) kayıtlarına göre, Türkiye’nin ambargo uyguladığını belirttiği dönemde de sevkiyatlar sürmüş; 2025 yılı boyunca Türkiye'den İsrail'e 924,1 milyon dolarlık ihracat yapılmıştır. 2026'nın ilk aylarında da aylık ortalama 80-85 milyon dolarlık bu akış devam etmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinde, normal şartlarda ticari hacmi sıfır olan ülkelerin bile kodu yer alırken İsrail’in ülke kodu kaldırılmıştır. Muhalefetin ve ekonomi analistlerinin incelemelerine göre bu ticaret, TÜİK tablolarında "ticari sır" kapsamında değerlendirilen "Gizli Ülke" kalemi (2025 için yaklaşık 2,1 milyar dolarlık hacim) altında kamufle edilmektedir. Doğrudan Türkiye limanlarından Tel Aviv’e fatura kesilmesi yasal olarak engellendiği için, ticaret iki ana bypass mekanizması üzerinden yürütülmektedir. En sık kullanılan yöntem, malların varış noktasının evrak üzerinde Filistin (Batı Şeria veya Gazze) olarak gösterilmesidir. Ambargo sonrası Türkiye'nin Filistin'e olan ihracat verilerinde kağıt üzerinde %400'leri aşan olağanüstü patlamalar yaşanmıştır. Filistin’in bu ölçekte bir ithalatı tüketecek lojistik ve ekonomik altyapısı olmadığından, gümrükten Filistin adına geçen demir-çelik, çimento, plastik ve gıda gibi kritik
Filistin