Biri bana Talak suresindeki henüz adet görmeyenlerden kastı söyleyebilir mi boşanma mevzusunda?Ben anlam veremedim açıkçası.Belki de olgun duruşu olup herşey tamam olsa da birtakım şeyler nadiren çıkar ya sorun o mu yani.Bir tane vardı sınıfta öyle.Yani bakınca o kişi çocuk formunda değildi ortaokul zamanı.Çocukla evlenme fln yoktu kimse uydurmasin dokuz yaşında muhtemelen Hz.Aişe erişkin bedenliydi en erken versiyon budur.Altı denen de söz alma gibi birşey. Güncelleme buldum.Gayet açık hadis. "Sevimli, doğuma müsait (doğurgan) kadınlarla evlenin." (Ebu Davud, İbn Mace) Aişe kesinlikle çocuk formunda değildi beden gelişmişti ve en erken yaşta oldu bunun anlamı bu.
Günümüzde anlaşmalı evlilik sistemi, islami evliliğin önünü açıyor, çok dindar iseniz anlaşmanızı islami kurallara göre ayarlayıp evlenebilirsiniz, harama düşmezsiniz, nasıl mı? Boşanma durumunda erkek kadına x gram altın mehir ödeyecektir. 4 ay x gr nafaka ödeyecektir. Hamilelik ve emzirme durumunda x gr ödeyecektir. Mal birlikteliği değil mal ayrılığı rejimi ile evlenilmiştir. Çocuklar ortak velayetle bakılacaktır. Çocukların nafakası babadadır, çocuklar için harcandığı garanti altına alınacaktır. Başkaca bir alacak verecek davası açılmayacaktır.
Reklam
Varoluşçu filozof Jean-Paul Sartre, Varlık ve Hiçlik isimli eserinde trajik bir “kötü niyetli kadın” tanımı yapar; "Bir ilk buluşma masasında oturan kadını hayal edin. Karşısındaki adamın onun için beslediği niyetleri, zihninin arkasındaki o asıl arzuyu çok iyi biliyor. Er ya da geç kaçınılmaz bir karar vermesi gerekeceğinin de farkında. Fakat bu gerçeğin ağırlığını, o anın aciliyetini hissetmek istemiyor; bu yüzden adamın tavırlarındaki o güvenli, mesafeli ve saygılı maskeye sığınıyor. Ama işte o an geliyor: Adam birden kadının elini tutuyor. Bu ani hamle, zamanı durduruyor ve kadını bir karara zorlayarak her şeyi tehlikeye atıyor: Elini orada öylece bırakırsa, bu flörtü onaylamış ve bir bağın içine çekilmiş olacak. Elini aniden geri çekerse, o anı büyüleyici kılan o kırılgan, uçucu uyumu paramparça edecek. Kadının tek bir amacı kalıyor artık: Karar anını olabildiğince uzağa, geleceğe fırlatmak. Ve hepimizin çok iyi bildiği o sinsi oyunu oynamaya başlıyor: Kadın elini orada bırakıyor ama o eli hissetmiyormuş gibi davranıyor. Hissetmiyor, çünkü ne tesadüftür ki tam o saniyede kendini tamamen derin, entelektüel düşüncelere adamış durumdadır! İşte o anda, ruh ile beden arasındaki o sahte boşanma tamamlanmıştır: Kadının eli, adamın sıcak avuçları arasında cansız bir nesne gibi hareketsiz kalır. Ne rıza gösterir, ne de direnir. İşte biz, kendi özgürlüğünden kaçan bu kadına; kendi kendine yalan söyleyen 'kötü niyetli' bir ruh diyeceğiz.
Formülün Dışındaki Kızlar
Önümdeki masada duran boşanma dilekçesinin "Geçimsizlik Nedenleri" kısmına bakıyordum. Otuz yaşındaydım, 3 yıldır avukatlık yapıyordum ama adliye koridorlarında geçen bunca zamana rağmen bazı kelimeler hala ilk günkü gibi canımı yakabiliyordu. Müvekkilim, kucağında iki aylık kızıyla karşımda oturan yorgun bir kadındı. Dilekçede tam olarak şöyle yazıyordu: “Davalı koca, müvekkilin erkek çocuk doğuramamasını gerekçe göstererek müşterek konutu terk etmiş, müvekkile psikolojik şiddet uygulamıştır…” Dosyayı yavaşça kapattım. Antalya Adliyesi'nin dördüncü katındaki ofisimin penceresinden dışarıya, uzaklardaki Beydağları'na doğru baktım. Hava sıcaktı ama o kelimeler beni bir anda yirmi yıl öncesine, Elmalı’nın o buz gibi, ahşap kokulu gecelerine götürdü. Kendi çocukluğumun kokusu, burnuma bir kez daha toprak tadıyla karışık havuç ve fındık kokusu olarak geri geldi. Bizim eve fındık, fıstık ve havuç hep çuvalla girerdi. On yaşındaydım ve o güne kadar babam Mücahit’in dünya çapındaki gizli bir sincap örgütünün lideri falan olduğunu sanıyordum. Çünkü normal bir insan, oturma odasının köşesine her hafta yeni bir Antep fıstığı veya fındık çuvalı yığmazdı. Babam kamyonu kapıya yanaştırıp kasaları indirdiğinde, annem Zehra mutfakta içini çeker, Elmalı usulü bir tevekkülle başını sallardı. Babam ise gözleri parlayarak içeri girer, "Bak hanım," derdi, "bu seferki havuçlar özel. Alanya’dan getirttim. Suyunu sıkıp içeceksin, fındıkları da kavurmadan yiyeceksin ki şifası kaçmasın. Bu sefer olacak, hissediyorum." Annem ellerini önlüğüne siler, o her zamanki sakin ama bıkkın sesiyle mırıldanırdı: "Bey, Allah’ın emri bu... Mutfakta aş pişer, çocuk pişmez. Yemekle, çerezle olacak iş değil bu, anla gari." Ben o zamanlar bu konuşmaları bir tür gizli yemek tarifi zannederdim. Evde sürekli bir
Duygu ve Düşünce
Yaş farkı arttıkça boşanma azalmıyor aslında. Kadın beyni erkekten belki 8-10 yıl erken olgunlaşıyor halk ağzında. Ama her kadın erken olgunlaşmayadabilir. Öte yandan erkek beyni 8-10 yıl geç olgunlaşıyor halk ağzında. Ama her erkek geç olgunlaşmıyor. Aslında kadın ve erkek arasında olgunlaşma farkı 2-3 yıl arası bilimsel olarak. Çözüm çok büyük yaş farklı evlilikler değil, doğru yaşta ve olgunlaşınca iki tarafın evlenmesi. 30 yaşına gelince bir kadının evlenmesi daha mantıklı. Erkeğin de belki 35 yaş. Bu ikisi birbirini dengeler. 30-32 yaş arası da öyle. Doğru yaşta evlenmiyorlar. 20'lerde aynı yaş gruplarında evlenenler genelde boşanıyorlar.
1000Kitap
Reklam
Reklam