" Kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış insanlar ancak bu kadar gözü kara olabilirdi. Düşünmek ardında bekleyeni olanların lüksüydü."
"Ve her yerde aynıydı çaresizlik, insan bir acıyı çekmeye mahkum edilmişse kaçırmıyordu kaderinden. Adımları birbirine dolanıyor, koşamıyordu. Öylece eli kolu bağlı vaziyette, mahkum edildiği şeyi yaşıyordu."
Selam canlar
Bugün sizlere @av.zekeriyacetin kaleminden #kimsesizlercoğrafyası kitabı ile geldim...
6 Şubat depremi yalnızca fiziksel bir yıkım değil, insanların iç dünyasında açılan derin boşluk bırakan çaresizlik, umut, kayıplar ne çok insan o enkaz altında hayatlarını bıraktı.
6 Şubat depremi yaşadığımız en kara günlerden biriydi.
Hikayemizin anlatıcısı bu acı haberi aldığında kuzeni Ferit için Hatay'a yola çıkar.
Zorda olsa kaldığı apartmanın önüne geldiğinde karşılaştığı manzarayla umutları azalsa da yine bir umut deyip bekler.
Enkaz başındaki bekleyiş felaketin görüntüsü değil çaresiz ve umutla bekleyiş.
Anlatıcı enkaz başında beklerken Ali ile tanışır.
Ali'nin eşi ve kızı enkaz altındadır.
Hatay'da enkaz başında yolları kesişen anlatıcı ve Iraklı Ali'nin hikâyesini okuyoruz.
Ali'nin Irak'tan Türkiye'ye uzanan yaşam öyküsünü okurken yoğun bir duygu aktarıyor.
Ali'nin yaşadıkları oldukça üzücü, çocuk yaşta kimsesiz kalmış Ali zorlu hayat mücadelesini okuyoruz.
Hor görülmüş, işkenceye maruz kalmış, insanca muamele görmek için çok çabalamış, ne yaşarsa yaşasın doğru bildiğini yapmaya çalışmış bir adam Ali.
Hayatın ona sunduğu en büyük hediyesi olan eşi ve kızını tek bir an yalnız bırakmaz enkazın başında, bir umut onların sağ çıkması için dua eder.
İnsan bu kadar acı karşısında nasıl ayakta kalır ? sorusunu kendine soruyor.
Enkaz başında umutla bekleyen insanlar, kayıplarını kabullenmekte zorlanan aileler ve hayata yeniden