Yûsuflar ki mazlum, Yûsuflar ki masum,
Yûsuflar ki her birinin alnından bir elif geçer,
Yûsuflar ki her birinin alnından,
Yûsuf'un alnının yazısı geçer.
Yûsuflar ki görülür dava Mahkeme-i Kübra'da,
"şahit olarak O yeter" büyük Divan'da.
Madem "Aksa'l-gâyât" a talibiz, dualarımızda onu istiyoruz; öyleyse bugünkü mârifetimizin dünküyle aynı seviyede olmasına rıza gösteremeyiz. İki günümüzün eşit olmasını kabullenemez, onu bir aldanmışlık sayarız. Bu sebeple, başkaları hakkında hüsnüzan etsek de, şahsımız adına iman ve mârifet hususundaki çok küçük bir kayma ihtimalini bile çok büyük bir tehlike olarak nazar-ı itibara almalı ve o ihtimalin gerçekleşmesine kat'iyen fırsat vermemeliyiz.
"Ben bir hiçim" dersin; götürür bir yere birkaç lira sadaka verirsin, verirken de hiç kimseye görünmezsin, fakat öyle tehlikeli bir mülâhazan vardır ki; "Bu insanlar neden bu kadar kör; yok mu şu cömertliğimi fark edecek bir adam. Allah rızasına niyet ettik, gizli gizli veriyoruz ama şu fedakârlığım da görülse ve söylense fena mı olur?" düşünceleri sarmıştır zihnini.
Açık kibir bellidir, farkedilebildiği ve bilindiği için ondan dönme ihtimali vardır. Fakat tevazu ve mahviyetin altına gizlenmiş kibir, gurur ve ucubdan kurtulmanın yolu yoktur. Bunlar hiç iflah etmeyen öldürücü virüsler gibidir.