Artık Emine bir daha ölemezdi, hatta hastalanamazdı da. Orada zihnimin bir köşesinde olduğu gibi kalacaktı. Hayatımda birçok şeyler daha beni korkutabilir, başıma türlü felâketler gelebilirdi. Fakat en müthişi, onu kaybetmek ihtimali ve bunun korkusu artık yoktu. Her an onun hastalığının arasından etrafa bakmayacak, o azapla yaşamayacaktım. Korku içimden doğru kabarıp büyümeyecek, dört yanımı kaplayamayacaktı.
bir zamanlar meydan okumak isterdim,
kaç meydanını okudum da bu hayatın
yalnızca iki harf öğrendim:
A
H!
ah benim nergis kokulu cehaletim…
ruj lekeleri bıraktın bardaklarda
anlatmak isterdin kendini durmadan
bir bardağa bile olsa.
ne diyecektin, ne söyleyecektin
şairlerin şahı olsan,
bir AH’dan başka.
bana yıllarca, bunca sözü boşa söylettin.
AH!
insan kaybolmayı ister mi?
ben işte istedim bayım.
uzaklara gittim.
uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin.
uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!