Huzuru düşünmeliyiz çünkü huzur bazen hep bildiğimiz güvendiğimiz bir yerde bazen daha önce hiç tanımadığımız bir insanda bazen bir nehirin o sakin sesinde bazen ise sadece içimizde …
Peki ya ne zaman yok bu huzur ?
Ya hep güvendiğiniz yer yerle bir olsaydı ya huzur veren o insanla hiç karşılaşmasaydık ya nehir hiçbir zaman sakin olmasaydı o zaman kalır mıydı içimizde huzur ?
Yada hiçbiri hiçbir zaman olmasaydı işte o zamanda bulurduk huzuru. Gene hissederdik içimizde. Çünkü ruhumuzu ancak böyle beslerdik.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir ben var benden öte silemem ne kadar istesemde. Zor diyemem zor az kalır bu acının içinde. Mutluluk bir kuş olsa konmaz benim dalıma zehri iyi bilir uğramaz bu diyarlara. Pişmanlıklarla dolu bir hayat ne kadar yaşanırsa o kadar yaşayabildim sinemin kör yangınlarında. Yaktıkça daha çok yaşadım fakat yaşamak ateşin sisli dumanında boğulmak mıdır sadece? Kader deyip geçsemde gidemedim temiz bahçelere. Kirli sularda yüzdüm kimse bilmeden. İçtim acının şarabını kimselere göstermeden. Sarhoşluğum mavi denizlere fazla geldi telaşsız göllerde duruldum. Ve çok yoruldum. Her yeni güne iki farklı benle başladım. Bir herkesin gördüğü ben birde sadece benim bildiğim ben. Sahneye emin adımlarla çıkıp herkesten alkış alan oyuncu perdeler kapandığında kimdi? Asıl soru bu. Ben perdenin önündeki alkış alan beni perde gerisindeki benden daha çok oynadım. Perdeler kapandığındaki asıl ben öyle mahsunduki sesini bile çıkartamadı. Çünkü cesaretle sahneye çıkan ben mahsun beni her zaman incitecekti. Gerçeği kabullenmenin bu kadar zor olacağını bilemezdim. Aldığım alkışlardan kopamazdım. En önemlisi sahne gerisindeki mahsun beni oyuna süremezdim. Dedimya her zaman cesaret kazanır. Mahsun ben savaşacak kadar güçlü değil. Güç duyguları her zaman yener. Peşini bırakmaz kurtulamazsın gerçeklerden. Her gerçek doğru değildir fakat ya her doğruyu da gerçek taşıyamazsa insan nasıl taşısın? Bagırmak haykırmak istiyorum ben buyum ama korkuyorum. Yüreğimin can damarı çatlıyor. Kırılıyor kalbim toparlayamıyorum. Böyle yarım yaşamak beni çok yaralıyor. Tam olmak istiyorum ama bu imkansız biliyorum. Yüzüm yok savaşmaya cesaretim yok. Çünkü bu savaş tek kişilik, kazananı olmayan kaybedeni hep ben olan bir savaş..
Yunus Nadi Roman Armağanının bir jüri toplantısını hatırlıyorum. Yakup Kadri, Vâlâ Nureddin, Yaşar Nabi, Sabahaddin Eyüboğlu, Orhan Kemal, Behçet Necatigil Azra Erhat'la birlikte, gelen romanlar hakkındaki değer-lendirmelere geçmiştik ki, jüri başkanı olan Halide Edib söz aldı. «Vaktim yok, yirmi dakika sonra gideceğim. Birinciliği falan esere verin» dedi. Haddim olmayarak müdahale ettim. «Ya filan eser hakkındaki fikriniz nedir» diye sordum. «Onların hiçbirini okuyamadım» dedi. «Ama birinci falan eserdir, siz artık aranızda ikinciyi seçersiniz.» Jüri başkanının birinciyi, jüri heyetinin de ikinciyi seçtiği bir toplantıda hiç bulunmamıştım. Yunus Nadi Armağan Tüzüğü'nde de böyle bir şey yoktu. Ama mademki bir jüride Halide Edip Adıvar vardı, orada artık usul, tüzük söz konusu olamazdı.
Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil
«Daima para kazanmak için yazdım. Edebiyat benim için yalnız bir vasıta olmuştur» diyor bir röportajında.
• • •
«İşte ben Türkiye'de bir Somerset Maugham'ın yerini tutuyorum, dedi. Ne fazla, ne eksik. Beni böyle değerlendirsinler yeter.»
• • •
Kerim Sadi, ona ayırdığı kısa ama vurucu satırlarında şöyle der: «Refik Halid, eski konakların mutfağını anlatırken bir tapınağı tasvir eder gibi vecde kapılır. Onun nazarında, en büyük sosyal imtiyaz bir köşkün bahçesinde büyüyüp (İstanbul Çocuğu) olmak ve dadılarla seyis-lerin elinde büyümektir. Dedelerimiz derken, emlak ve akar sahibleriyle aristokratik bürokrasiyi ve siyah sakallarına elmas nişanlar asılı saray uşaklarını kasdediyor. Bunun içindir ki politikada Osmanoğullarına ve Lordlara kolayca hizmet etti ve Bursa'nın dutlukları yanmasın diye Kurtuluş Savaşı'na kurşun atarak yüzelliliklerin arasına karıştı.» (*)
• • •
Refik Halid'in sade ideolojik konuları değil, okumayı da esasen pek sevdiğini sanmıyorum. Okuyan adam her halinden her sözünden belli olur. Erskine Caldwel'in «Dünyada iki çeşit insan vardır, okuyanlar ve yazanlar. Ben yazanlardanım, okumaya pek vaktim yok» sözünü gelin de anımsamayın. Refik Halid de okuyan değil, yazan soydandı. Ama yazdığını da elhak güzel yazardı. Türkçenin tadını çıkara çıkara okuyucusuna da tattıra tattıra...
• • •
Sevgili eşini büyük yaş farkına rağmen kaçırarak almış olmaktan büyük övünç duyardı.
Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil