Geçmişe mesaj
Güneş bana doğmadı Mey. Bitip tükendim ardı sıra hüsranla geçen yıllarda, Bilirsin, en imkansız şeydi belki böylesi çöküşüm, Gerçekleşti… Şahidisin savaşlarımın, ruhumdaki yaraların, Fakat şimdi daha yüce bir savaştayım ve tek bir şahidim bile yok! Güneş bana doğmadı, doğmayacak Mey, Umuyorum ki sebebi güneşin seninle birlikte olması olsun.
Favorilerime bir yenisi daha eklendi
O esrarlı yangına bu can nasıl dayandı Sahile vurdu kalbim su yandı, kum da yandı, Bir mum gibi eriyip aktı uykusuzluğum Ölüme baş kaldıran dertli uykum da yandı Yurdumdan mahrum edip dolaştırdın cem gibi Ruhumla söndü alev sonra ruhum da yandı Kül oldu bir yiğidin figanıyla her umut Bülbülün küllerine konan puhum da yandı Böylesi bir yangın görmedi Nemrut bile Kaktüsün gölgesinde nazlı ahım da yandı Ahımdır zannederdim en belalı kıvılcım Kirpiğine dokunan kanlı ahım da yandı Bir damla su ver bana ey çöl, bari sen küsme Kalmadı hiçbir şeyim bak günahım da yandı Yenilgiler bir tufan gibi çöktü üstüme Ülkem yıkıldı heyhat, ordugahım da yandı. Köleleri her akşam duman kıldı gözlerim Başıma tac ettiğim padişahım da yandı İlk defa böylesine tutuştu gökkuşağı Renklerim siyah oldu ve siyahım da yandı
Şiir
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bazı insanlarla bağım koptu, izi de kalmadı. Böylesi daha iyi.
Alıntı
Algı, izafiyet ve idrak...
Algının Göreliliği (Psikolojik İzafiyet) Duyusal girdi ve dikkat mekanizması zaman algısını manipüle eder. Beyin, acı veya tehlike anında hayatta kalma güdüsüyle tamamen "o ana" odaklanır. Bilgi işleme hızı maksimuma çıkar, detaylar artar ve bu durum zamanın genişlemesine (akmamasına) neden olur. Buna karşın dopamin seviyesinin yükseldiği, zihnin "akış" durumunda olduğu mutluluk anlarında dikkat dış dünyaya ve zamanın takibine değil, deneyimin bütününe odaklanır. Zihinsel saat yavaşlar, dolayısıyla kronometreye göre uzun olan bir süre algıda saniyelere dönüşür. İdrak Boyutu (Bilincin Zamanı Anlamlandırması) Algı anlık ve duyusal iken, idrak bu girdileri bir bilince, bir varoluş zeminine oturtma çabasıdır. Bu paradoks bize şunu söyler: Evren Newtonian bir mutlaklıkla, tıkır tıkır işleyen homojen bir saatten ibaret değildir. Zaman, yalnızca uzay-zaman dokusundaki kütleçekimiyle bükülen fiziksel bir olgu olmakla kalmaz; aynı zamanda insan bilincinin derinliklerinde de bükülür. İdrak düzeyinde insan, kronolojik zamanın ötesine geçerek niteliksel zamanı keşfeder. Gerçek anlamda "yaşanan" süre, saatlerin gösterdiği değil, idrakin derinliğinde iz bırakan süredir. Fiziksel Gerçeklik ile Bilişsel Gerçekliğin Kesişimi Kuantum fiziği ve modern nörobilim çizgisi geliştikçe gördük ki "gözlemcinin konumu ve bilinci" gerçeğin kendisini şekillendirir. Nesnel dünya ile öznel deneyim arasındaki sınır, idrak yükseldikçe silikleşir. Saatteki bir dakika her yerde bir dakikadır (klasik fizikte), ancak onu yaşayan bilinç için "an", sonsuz varyasyon barındıran kuantum mekaniksel bir olasılık havuzudur. Bu bağlamda, zamanın sadece fiziksel bir koordinat değil, aynı zamanda bilincin inşa ettiği bir esneklik olduğunu söyleyebiliriz. Bu noktada, zihnin bu "zamanı bükme" kabiliyetini
EşLik Eder misin Sorularıma
Evet cadı ? 😊 Sana da soruyorum. hi hı kedimsi görünüşlü çita hanimefendi sana da 🤭 Ve sessiz sessiz orada oturan gizemli kadın sana da 🙄 Ve sen minnak ruhlu asil şey 🥰 sana da. Kadınlar narin varlıklardır. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünürler ve tartarlar. Zarif görünüşleri, dokunuşları, düşünceleri olağanüstü gibi görünür. Buna benzer en az on sayfalık methiye de bulunabilirim. Böylesi güzel sözleri (samimiyetle) sarf etmek beni de mutlu kılar. Muhtemelen sizi de mutlu edecektir. Burada aklıma takılan, içten ice sorguladığım konu var. Tabii siz şimdi şiirsel bir dil mi kullanacak diye sorabilirsiniz cevap : hayır biraz psikolojik-felsefe yapmak istiyorum. **Sorukk : bir kadın neden erkeğe iltifat etmez , edemez, gerek duymaz....? Soru : onu neden sindirmek ve sözünü (dişini) geçirme mücadelesi verir? Soru : "ego" mu baskın, "duygu" mu? Soru : duyguları içeride mi yaşıyorsunuz, dışarıya mı (dilinize) yansıtamıyorsunuz? Soru : erkeğini (sevgili veya koca..) "onure edici cümle"ler kurmakta sizi durduran nedir? Soru : söz kelimi çicek (eksik ve banal) gibi narin bir görünümdeyken ya da içeride bu yaşiyorsa (eğer) nasıl oluyor da özgürleşilemiyor? Soru : Zarif bir şey , kendinden fazla olumsuz bir karaktere burünebiliyor? Soru : romantik duygular beklerken bu eylemi karşı insana nasıl yansıtamıyor veya yakıştiımıyor, veya hak etmediğini mi düşünüyor ? Soru : prensesler gibi (en azından ona benzer çaba sarf edilir) yetiştirilen sizler, nasıl cadı (iki elimdeki parmaklarla pençe-tırnak işareti yapıyorum) 🤣 olmayı, kalmayı deniyor veya seçiyorsunuz?
Geçmişten Geleceğe
Geçmiş çok mu önemli? Geleceğimizi oluşturacak kadar önemli mi mesela? Neden geçmişi terk etmek, öylesine bırakıp gitmek ya da kabullenmek bu kadar zor? Bir şeyler olup bitiyor; belki isteğimizle, belki de olması gerektiği için. Ama kaçını kabulleniyoruz? Kaçına "Tamam, bu da böyle oldu, yapacak bir şey yok." diyoruz? Ya da böylesi bizim için daha iyi diyerek kabullenmiş gibi mi yapıyoruz? Ama belki de ona zorla dayatılan şeylerle savaşmak isteyenler vardır. Kabullenmesi gerektiği şeyleri kabul etmeyerek kendi kabullerini oluşturan insanlar... Onlar ne yapıyor? Herhâlde sokağa çıkıp bağırmıyorlardır. Acaba içlerinde bir yerde olan geçmişleriyle mi barışıyorlar? Bence önce kendileriyle barışıyorlar. Önce kendilerini kabul edip, sonra kendilerini tanımaya başlıyorlar. Çünkü bir insan kendini tanırsa ve kendini taşıyabilirse ne başkalarının kabullerine ne de zorla dayatılan kabullere ihtiyaç duyar. O, kendini kabul ettikten sonra gerisi önemli mi? Rüzgârı da arkasına alır; sonra kim onu durdurabilir ki? Geriye geçmişle yüzleşmek kalır. Onunla barışmak, belki de onu anlamaktır. Ama anlamak yolun yarısıdır. Diğer yarısı da sarılmaktır. Sıkı bir sarılma... Geçmişe gidin, onu anlayın, onu dinleyin. Gerekirse soru sorun, diretin; ama işin sonunda onu anlayın. Sonra da sıkıca sarılın ve yolu tamamlayın. Geçmişle barışmak, bize bol huzurlu ve barış dolu bir gelecek inşa eder. O evi dekore etmek de bize kalır. Belki böyle söyleyince yorucu gelmiş olabilir ama bence değer. Hafiflemiş, her şeyden arınmış bir barışa değer. Barış olduktan sonra da kalan her şey çözülmüş olmaz mı? Tüm zorunluluklar, zorla dayatılan kabuller su olup denizin dalgalarına karışmaz mı? Karışır. Karışır, sonra da akıp gider. -Şevin Petekkaya
Hayata Dair