Bu bana acı veriyordu. Çünkü onların neşeli anları kederli zamanlarından; üzüntüleride sevinçlerinden daha büyüktü. Görünüşte bir yerde hepsi mutlu idiler ama derinlerde bir yerde daima hüzünlere batmışlardı.
İnsanın bir niyet ve düşünce ile anlam kazandığını düşündüm. Demek ki insanlar niyetlerine göre iyi veya kötü, güzel veya çirkin olabiliyorlar, eşyaya bakış açıları da buna göre oluşuyordu. Ruhlarını şeytana satanlar ile Rahman'a adayanlar da işte bu ince çizgi ile birbirinden ayrılıyordu. Birileri zamanı çoğaltıyor, diğerleri harcayıp tüketiyordu çünkü. Birileri iyi şeylerle hayata anlam katarken diğerleri hayatın kötülüklerine tapıyordu.
Her zaman böyle olurdu; yeni bir hâkimiyet, eski hâkimlerin öncelikle kendi hükümlerindeki insanlar tarafından dışlanmasını ve acımasızca eleştirileri beraberinde getirirdi. Şehrin dün yerlisi olanlar , bugün yeni ele geçirilmiş bir kente girmiş gibi davranıyorlar ve akın akın sokaklara, meydanlara yığılarak Tahmasb'a lânet okuyan küfürler, Osmanlı sultanına da kırk yıldır tanıyorlarmışçasına övgüler yağdıran korolar oluşturuyorlardı.
Galiba ben bazı insanları anlayamıyorum. Düşünsenize daha bir yıl önce yapılmış bir bina göz göre göre yıkılıyor. Ev mükemmel görünüyor ama içindeki malzemeden çalınmış.Kolonlar yok. Neden? Çünkü müteahhitlerin daha çok para kazanması lazım. O evin içinde bir çocuğun veya bir hayvanın yaşayıp yaşamaması kimin umurunda? Onlar para kazansın yeter. İnsan hayatı ne zamandan beri bu kadar değersizleşti anlamış değilim. Öyle bir sistem içinde yaşıyoruz ki olanlar hep suçsuz kesime oluyor. Yönetici sisteminde olanlar işlerini doğru düzgün yapmıyor. Oldukları konumu sadece makam ve mevki için kullanıyorlar.(Bu lafım herkese değildir. Sadece işini düzgün yapmayanlar için konuşuyorum)
Bu kişilere ne desem az kalıcağını biliyorum. Yinede bunu söylemeden duramıycam;Umarım ki bir gün bu yaptıklarınızın bedelini kat kat ödersiniz. Umarım ki bir gün pişmanlıktan kahrolursunuz.