Öyle bir kent ki, evleri ve insanları beni artık hiç ilgilendirmiyordu. Öyle bir kent ki, içinde düş kırıklığından, belki acı ve ızdıraptan başka bir şey beklemiyordu beni. Kendi kendimi hayretle izleyip nasıl yürüdüğüme, durmadan yürüdüğüme, nasıl bir yandan işi şakaya vurup, bir yandan korkuya kapıldığıma baktım.