Kitapta yazar ile seyahat etmeyi seven dostu Raphael arasında bir sohbet gerçekleşiyor. Raphael onlara 'Ütopya' adlı bir ülkeden bahsediyor. Bu ülke adaletle ve doğrulukla yönetilmektedir. Yazar bize mükemmel bir ülkenin tasvirini sunarken; Raphael de Ütopya’nın yönetim mekanizmasını, kanunlarını, sosyal hayatını ve diğer tüm alanlarını detaylandırıyor.
Bana göre bu kitap, yazıldığı döneme göre gerçekten çok başarılı bir ülke sistemi öneriyor. Ancak günümüz dünyası için birebir uygun olduğunu söylemek doğru olmaz. Bu kadar hareketli, yüksek teknolojili bir hayata alışmışken; Ütopya’nın o durağan ve sakin yaşamı günümüz insanına pek hitap etmiyor. Buna rağmen, Ütopya’dan öğrenebileceğimiz ve uygulayabileceğimiz pek çok nokta da mevcut.
Şahsi fikrimce, maddiyattan uzaklaşma meselesi insanlar arasındaki gerçek eşitlik için çok önemlidir. Okuduğunuz zaman siz de şahit olacaksınız ki, Ütopya’da gerçek eşitlik tam da bu yolla sağlanıyor. İnsanların para hırsı, rüşvetçilik ve sahtekarlık gibi kötü huyları, maddiyatla birlikte yok olup gidiyor. Geçim derdi olmadan, makam ve mal mülkle birinin diğerine üstünlük taslayamadığı, herkesin benzer bir hayat sürdüğü bu düzen topluma muazzam bir huzur ve eşitlik getiriyor.
Ütopya’da devletin var olmasının gerçek sebebini, yani millete hizmet etme amacını açıkça göreceksiniz. Devletin ve yönetimde yer alanların tek derdi, insanların daha az fiziksel emek harcayarak daha fazla refah içinde yaşamasıdır. Herkes devletin kendisine destek olacağını, bir köşede unutulmayacağını bildiği için geçim kaygısı çekmeden huzurlu bir ömür sürebiliyor. Ütopya’da millet üstündür; devletin tek önceliği milletinin hayatıdır. Öyle ki devlet, milletinden birini kaybetmektense çok büyük paralar ödemeyi tercih eder. Kısacası Ütopya’da maddiyat, altın ve diğer