Uzun zamandır beni bu kadar etkileyen bir kitap okumamıştım. Yazar bu kadar kısa bir kitapta bu kadar sade bir anlatımla duyguyu öyle bir içimize işletiyor ki okurken yaşanan o huzursuzluk, hüzün, çaresizlik tamamen bizlere yansıyor. Romanın Fransa’da yaşanan gerçek bir olaydan alınmış olması kitabı daha da ilgi çekici hale getiriyor, kitap bitip de gerçek dünyada yaşananları araştırdığınız an, her şey bugün olmuş ve sizler bir şey yapamamış gibi hissediyorsunuz. Diana’nın başına gelenleri asla açık açık yazmadan ama her zerresine kadar bize hissettiren yazar diğer herkeste olduğu gibi aynı çaresizliği sanki bizlere de yaşatıyor. Görünür olsun veya olmasın, fiziksel olsun veya olmasın şiddet her zaman şiddettir. Kalbimi hüzünle doldurmasına rağmen ben de çok ayrı bir yeri olacak ‘Sakar’ ın, o masum çocuğun; “ Ben çok sakarım.” cümlesi artık bizlere pek çok şeyi sorgulatacak. Okuduğunuza pişman olmayacaksınız.