- Bahsettiği İlya İlyiç kim?
- Oblomov; sana ondan çok bahsetmiştim.
- Evet, hatırladım; senin dostun, bir okul arkadaşın. Ne oldu?
- Öldü, hayatı yok yere harcandı gitti.
Ştolts içini çekip biraz daldıktan sonra:
- Zekaca kimseden aşağı değildi, dedi. Tertemiz, billur gibi bir ruhu vardı. Asil heyecanları olan bir insandı. Ama hiçbir şey yapmadı.
- Niçin? Ne yüzden?
- Ne yüzden mi?.. Oblomovluk!
- Oblomovluk mu? O da ne demek?
- Biraz zihnimi, anılarımı toparlayayım da anlatayım; sen de yazarsın, belki birisinin işine yarar.
Ştolts dostuna işte bu okuduğunuz hikayeyi anlattı.
Odasındaki kapanık havanın, bütün gün dört duvar arasında oturmanın sağlığına gece rutubetinden daha zararlı olacağını, durduğu yerde yemek üstüne yemek yemenin insanı yavaş yavaş çökerteceğini düşünmüyordu; çünkü bunlara alışmıştı; alıştığı şeylerden korkmuyordu. Alışmadığı şey, hareket etmek, hayata karışmak, adam görmek, öteye beriye koşmaktı.