Risk bilincindeki bu büyüme insanın özne olarak rolünün küçülmesiyle doğru orantılıdır. Son on yılda, insan türünün rolü ve insan merkezli dünya görüşü (hümanizm) sürekli olarak eleştiri oklarına maruz kaldı. Politik deneyimler, totaliter yönetimlere yol açtıkları iddiasıyla lanetlendi. Bilim ve teknolojinin toplumsal yararını savunanlar gezegendeki ekosisteme karşı sorumluluklarını gözardı etmekle suçlandı. Benzer bir biçimde, insan aklının hayvan içgüdüleri karşısında üstün olduğunu savunmak "tür ayrımcılığı" olarak damgalandı.
İnsanın özne rolünün küçültülmesi bizim insanlığımızın da yeniden tanımlanmasına yol açar. Son yıllarda insanın aktif değil pasif yönünün öne çıkarılmasıyla birlikte, insanın yıkıcı ve zarar verici potansiyeline dair kaygılar artmıştır. Risk yaratan bireyin kendisi de risk altındadır.
İnsanı korkutan şey gelecek olunca risk karşısında verilen tepki olumsuz sonuçların ortaya çıkması olasılığına yoğunlaşacaktır. Sonuç olarak, riskin anlamını, toplumun kendisinin değişimle ve gelecekle baş etme konusundaki yeteneğini nasıl gördüğü belirleyecektir.
Amerikan medyasındaki risk haberleri üzerine yapılan bir çalışma, nükleer enerjiyle ilgili 1960 yılındaki haberlerin çoğunun "bu enerjinin nelere mal olacağını değil yararlarını vurguladığını; 1984'e gelindiğinde ise bu oranların tersine döndüğünü" ortaya koyuyor. Çalışma ayrıca kürtaj haberlerinin çerçevesindeki dramatik değişime de işaret ediyor; 1960'da yasadışı kürtajların kadınlar için yarattığı riskler vurgulanırken, 1984'te yasal kürtajların cenin için yarattığı tehlikelere yoğunlaşılıyordu Görüldüğü gibi medyanın ve diğer kurumların neyin risk olduğunu seçici bir biçimde belirlemesi, risk bilincinin gerisinde bir toplumsal dinamik bulunduğunu gösteriyor.