Artık sormak gerek, “ bu aslında ben değilim” dediğimiz şeyleri neden yapıyoruz, neden kişiliğimizi şişiriyoruz? Neden görünüşte her yere uyan ama hepsi birbirinden farklı “ ben”lerden oluşuyoruz? Sokaktaki halimize ile iş yerimizdeki halimiz neden birbirinden farklılaşıyor?
Hiç böyle bir acı yaşamamıştım, hiç bundan derin bir acı duymamıştım. Bedenimi erkeklere satmanın acıdı çok daha azdı. O acı gerçek değil,düşseldi. Bir fahişe olarak kendim değildim; içimde hiçbir duygu uyanmıyordu. Duygularım gerçekten içten değildi. O zamanlar hiçbir şey beni incitemez,şimdi çektiğim acıyı yaşatamazdı bana.kendimi asıl şimdi hissettiğim gibi alçalmış hissetmemiştim. Belki de bir fahişe olarak o kadar aşağılanmıştım ki, hiçbir şeyin önemi kalmamıştı. İnsan sokağa düştüğü zaman hiçbir beklentisi kalmaz, hiçbir şey umut etmez. Oysa ben aşktan bir şeyler beklemiştim. Aşkı tanıyınca insan olduğumu hissetmeye başlamıştım. Fahişe iken hiçbir şey vermez, hep alırdım. Ama aşık olunca bedenimi, ruhumu, aklımı ve tüm çabamı düşünmeden verdim. Asla bir şey beklem, sahip olduğum her şeyi verdim, kendimi tümüyle bırakıp bütün silahlarımdan, tüm savunmalarından arınarak çırılçıplak kaldım.
Sokratese göre kendi düşüncelerine aykırı davranan insan mutlu olamaz. Nasıl mutlu olabileceğini bilen biri de öyle olmaya çalışır. Dolayısıyla neyin doğru olduğunu bilen biri,doğru olanı yapıcaktır. Ne de olsa kimse mutsuz olmak istemez,öyle değil mi?
Doğal bir haya duygusu var mıdır?
En akıllı kişi neyi bilmediğini bilendir.
Doğru bilgi içimizden gelir.
Neyin doğru olduğunu bilen, doğru davranacaktır.