Çocukları uyutmanın en güzel yollarından biri hikayeler anlatmaktır. Sistem de aynısını yapar, bizleri uyutmak için hikayeleri kullanır. Hikaye hep aynıdır: olan haksızlıklara rağmen binbir zorlukla, inatla mücadele ederek tüm engelleri aşmış ve başarıya ulaşmış bireylerin motive edici macerası. Oysa başarıya giden yol kazananlardan çok kaybedenlerin bedenleri ile doludur. Ama kaybedenlerden hikayesini kimse anlatmaz; kazananların hikayelerini ise en parlak ışıkların odağında, ekranlardan gözümüze sokarlar.
Herkesin acelesi var, hepsi çok meşgul, hayat geçiyor, ömür kısa, yakalamak lazım ve erken kalkan yol alıyor, kalkamayan kaderine yanıyor. yavaşlarsan tükenirsin, yok olursun, bitersin. Hiç durma, hep koş ve daima koş.. Hep bir şeylere yetişmeye çalış, hep yorul, hep terle, hep öfkelen ama yine de avuçlarının arasından kayıp gitsin yaşam.. Bir söz vardır ya "Taşıdığın yük ettiğin hamallığa değsin" diye, ne taşıdığımız yük işimize yarıyor ne hamallığımıza biri bir ödül veriyor. Sizce de bu işte bir tuhaflık yok mu? Ne kadar hızlı yaşarsak o kadar geç kaldığımız belli değil mi artık? Günün sonunda bir zafer ipi olmamasına rağmen hangi ipi göğüslemeye çalışıyoruz? Kim kandırdı bizi böyle? Kim ikna etti hızlı olanın kazanacağına bizi? bu hız çağı insanca olan ne varsa alıp götürdü bizden.
Her şey insanın kendine "kimim ben?" diye sormasıyla başlar.
Soru basit, klasik, hatta sıkıcı biliyorum.. Ama cevap yok!
Cevaplar karışık, üstünkörü, gelişigüzel çünkü.. Kimse bilmiyor ki kim olduğunu. Yaşayıp gidiyoruz işte bir şekilde, ne demekmiş ben kimim, ne için varım ve ne uğruna yaşayacağım bundan sonra? insanın kendine nitelikli sorular sorup cevaplar aramaya çalışması lüzumsuz bir akıl karışıklığı gibi geliyor.
Ancak benim için bu kaçınılmaz bir arayış. Çünkü formüllerle çalışmaya alışmış aklım yaşamaya başlayabilmek için bana formülü hazırlamam gerektiğini söylüyor. Büyük soru ise şu ben kimim ve tüm bunlar ne için?
Bence hayatın en güzel yanı sanırım hiçbir şeyin garantisinin olmaması... Hep akıyor, hiç durmuyor. Olmaz dediğin şeyler oluyor, olur dediklerin bir bakıyorsun çoktan gitmiş, bitmiş bile. Seviyor dediklerin sevmemiş, kızıyor dediklerin hep sevmiş, kollamış seni... Mükemmel değil mi sence bu? Hiçbir şeye güvenemem derken aslında her şeye bütünüyle güvenmek zorundasın.