Buradan da bazen çok ileri gidiyor ve ışığı bazılarından saklayıp bazılarına göstererek, ama yine de herkesten aynı ödevleri yerine getirmelerini beklemesinin eşyanın doğasına aykırı, keyfi bir adalet olduğunu düşünerek
Tanrı’nın egemenlik alanının sınırlarını zorluyordum. Fakat bunları kafamdan kovup düşüncelerimi şu kanaatle frenliyordum: Birincisi, bu insanların hangi ışık ve yasayla mahkûm edildiklerini bilemeyiz, ama Tanrı doğası gereği sonsuz bir kutsallığa sahiptir ve adildir; bu yaratıkların, nedenini bilmediğimiz, Tanrı’dan mahrum kalma yazgıları yüzünden, Kutsal Kitap’ta yazıldığı gibi kendi bilinç ve vicdanlarıyla kavrayabilecekleri o ışığa karşı günah işlemeleri gerekmez; ikincisi de, hepimiz çömlekçinin elindeki çamur parçasıyken, çömleklerden hiçbiri kalkıp da, “Beni niye böyle yarattın?” diyemez.