Tarık Tufan’ın Gece Açan Çiçekler’ini bitirdiğimde içimde çok tanıdık ama uzun zamandır unuttuğum bir his uyandı: birilerinin gerçekten “yaşadığını” hissetmek. Bu kitapta karakterler sadece yazılmış değil, adeta kalbimin içinde nefes alıyorlar. Her birinin kırgınlığı, suskunluğu, sevgisi ve en çok da eksik kalmışlıkları o kadar sahici ki, okurken kendi içimdeki odalara girip çıktım.
En çok etkilendiğim şey, ruhların aslında ölmediği fikri oldu. İnsan bazen her şey bitmiş gibi hissediyor ama bu kitap bana şunu hatırlattı: bazı duygular, bazı bağlar, bazı insanlar içimizde yaşamaya devam ediyor. Sessizce, derinden… Ve belki de bizi biz yapan şey tam olarak bu.
Bu kitap bana acele etmeden hissetmeyi, birinin iç dünyasına gerçekten bakmayı ve en önemlisi kırılganlığın ne kadar insani olduğunu yeniden öğretti. Uzun zamandır bir kitap kalbime bu kadar yumuşak ama derin bir yerden dokunmamıştı. Bitirdiğimde bir boşluk değil, aksine içimde büyüyen bir şey kaldı.
Sanırım bu yüzden bu kitabı sadece okumuş gibi değil, yaşamış gibi hissediyorum.