İnsanın geçmişinden kaçabilmesi için, kendinden kaçabilmesi gerekiyor. Bunu da bilinçsizce gerçekleştirirse sürdürebilir. İnsan hayalinin ürünlerinde, daha çok kalabalıkların yüzyıllardır usanmadan desteklediği eserlerde, kahramanları geçmişin dumanlı yaşantılarına sürükleyen raslantılar, karşılaşmalar birbirini izler. Bense yaşantılarında tekrardan korkarım. Bu yüzden yıllardan beri tanıdığım kişileri, hayatım boyunca, hayatımla birlikte sürüklemek isterim.
Büyük bir acı, belki bir aşk, belki de çok başka bir sarsıntı sonucu insan kendini önemli bir kararın öncesinde; belirsiz de olsa, yaklaşan bir değişimin huzursuzluğu içinde bulabilir. Korkulu bir bekleyiştir bu: Insan bu bilinmeyen sarsıntının yaklaştığını hissedince bir süre ne yapacağını bilemez.
Yalnız kalmak, terk edilmek, unutulmak... Bunların hangisinden daha çok korkuyorum? Belki de unutulmak en kotüsü.
Yalnız kaldığımda bir yerlerde birinin beni düşündüğünü hayal edebilirim hep.
Terk edildiğimde özlendiğimi, o kişinin yaptığından pişman olduğunu hayal edebilirim.
Unutulduğumda ise hayal edecek hiçbir şey bulamam.
Sanki bu dünyada hiç var olmamışım gibi...
Yalnızlık, özgürlük için ödenen bedeldir.
Sadık biri değilim, özgürlüğümü kaybetmeyi istemiyorum. Kardeşlerden korkuyorum. Yalnız olmak, özgür olmak demektir.