Bir elmas yüzük var ki ihtişamlı olduğu kadar bir o kadar da hatıralarla dolu.
Spoiler içerir bir miktar
Roman bir yüzüğün varlığıyla başlayıp bu yüzüğün bulunmasıyla son bulan olaylar silsilesini anlatıyor. Hepimiz biliriz ki bazı anılar pek değerlidir. Nazan içinde o yüzük en değerlisiydi.. Kimbilir o yüzüğe baktıkça aşkını, acısını, hayallerini, çektiği sıkıntıları ama en çok oğlunu hatırlayacaktı.. İnsan canından bir parçasını nasıl unutabilir ki? Bir kaynana herkesin hayatını bu kadar değiştirebilir miydi? Kendi hayatının da bu denli değişeceğini bilse yapar mıydı? Yazar o dönemdeki evlilikleri, toplumsal olayları, batılılaşmayı ele alarak anlatmış romanını. Bir kadının nasıl hayattan silindiğini… Şimdi düşünüyorum da El Kızı Nazan bunları hak etmiş miydi? Buna cevabım yarı yarıya.. Kendini değiştirmeyi seçmeliydi (sadece evi çekip çevirmekle değil eşinin de kalbini doyurabilmeliydi), her olayı kabul edip susmamalıydı (eşine ve oğluna sımsıkı sarılmakıydı) belkide. Ama işte o dönemin şartları, büyüklere saygı, yetiştirilme tarzı.
Roman elinizden kayıyor adeta o kadar akıcı. Birçok ana karakter olmasına karşın Nazan bana göre tam kilit nokta.
Herkese keyifli okumalar dilerim :)