Geçen aylarda Roubaud'yu koruyan, Jacques'ın eğitimi sonucu aldığı terbiye ve nesilden nesile yavaş yavaş aktarılan insanlık kavramı olmuştu, fakat o gece Roubaud'yu bekleyememişti. Kendi çıkarına rağmen, ilk çağlarda, ormanın derinliklerinde hayvanları birbirinin üzerine saldırtan öldürme içgüdüsüne, o şiddet mirasına yenik düşmüştü. Birini öldürmenin mantıklı bir yanı yoktu. Hayır, birini öldürmek için ilk savaşlardan kalma hayatta kalma güdüsü, gücüyle üstün gelme arzusu, fiziksel ve sinirsel, ani bir istek yeterliydi. Arzusunu tatmin eden Jacques kendini yorgun hissediyordu, korkmuştu, olanları anlamaya çalışıyordu, fakat tatmini, yaptığının geri dönüşünün olmayışı karşısında şaşkınlık ve hüzünden başka bir şey hissetmesine izin vermiyordu.