“Bütün bunlar küçükken benim hayatımdı. Bunlardan ‘yetişkin’ gerçekliğinin dünyasına geçmek. Hassas çocuk parmaklarının yumuşak derisinin kalınlaştığın hissetmek; cinsel organların gelişip tende avaz avaz bağırdığını hissetmek; okulun, sınavların (en az tebeşirin karatahtada çıkardığı kulak tırmalayıcı ses kadar sevimli olan bu sözcüklerin), ekmek parasının, evliliğin, seksin, uyumun, savaşın, ekonominin, ölümün ve benliğin farkına varmak. Çocukluğun güzelliği ve gerçekliğinin acıklı bir şekilde mahvolması. Şimdi göründüğüm gibi duygusal olmak istemem ama bizler neden çilekli krema gibi yumuşacık bir ‘Anne Ördek’ dünyasına, Alice Harikalar Diyar’ında' kitabına koşullandırılıyoruz ki, büyüdükçe ve hayatla sıkıcı sorumlulukları olan bireyler olduğumuzun farkına vardıkça hayatın çarklarında kırılıp dökülmek için mi?*”