BAŞAK

BAŞAK
İnsanlara hayatımı anlatınca onlara beni yargılama hakkını verdiğimi sanmaları ne bitecek
İnsan
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Mendil
Mendil babannesinin sembolüydü. Babannesi öz değil, ona çocukken bakan yaşlı teyzeydi. Öz babannesinin bir sembolü var mıydı? Ekmek arası un helvası ama konumuz öz olan değil, has olan. Babanne derken de has olandan bahsedeceğim. Babannesinin takma dişleri, kemik erimesinden dolayı yay gibi duran bacakları vardı. Uzun boyluydu ve zayıf, yeşil gülen gözleri vardı. Başka hiçbir kadın böyle yeşil bakmazdı, dergilerdeki kadınlardan evveldi. Yaşlı kadındı ama ruhu kocasıyla ilk buluşmaya hazırlanan genç kız gibiydi. Kocası denizciydi, stüdyoda çektirdikleri siyah beyaz fotoğraflar evinin duvarlarında asılıydı, aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen hala onu unutmamıştı. Hep gülerek ve gururla bahsederdi kocasına olan sevgisinden. Sıradan bir gün eline oyalı bir mendil geçince babannemi hatırladım. Bayramda en çok babannemi ziyaret etmeyi severdim şekerleri, mis gibi baklavası, cok iyi bildiğim eski eşyaları, ışık alan kutu gibi küçük oturma odası ve yalnızlığıyla babaannemin görüntüleri düştü birer birer zihnime. Annemin hıncı, babamın yitik baba oluşuna rağmen babannem gizli dostum olmuştu, Memnune hanım. Onunla geçen anılar net değil, ama içimdeki sevgi öyle berrak öyle parlak.. . Onu bu kadar çok sevdiğimi bilmiyordum, ama onun yanında bir çocuk gibi olduğumu hatırlıyordum. Memnune hanım, denizcinin karısı, zümrüt gözlü eğlenceli biricik kadın. Sen ne güzeldin. Öldüğünde ölmemiş gibiydin. Eve doluşmuş tüm aile eşrafına rağmen hasta yatağında sarılmak istedim. Sana sarılıp zümrüt gözlerine bakıp neşeli birşey söylemeyi tıpkı eskisi gibi yanında çocuk olmayı istedim. Ama sarılamadım Tutuldum. Kilitlendim. Ana okuluna gidince çocukluğumu senin yanında bıraktım. Keşke beni bırakmasaydın. Keşke çok bilmiş yetişkinlere gücenip beni bırakmasaydın. Keşke çocukluğumu
Hayat
Yaşamın dünyevi zevklerini tatmakla duygusal acıya çapa atmanın arasındaki bıçak sırtı oldugu noktadayım.
Müzik
herkes birbirine tepeden bakar
Çünkü azınlıkta kalanlar cok olanlara nedense tepeden bakarlar
1000Kitap
Hırsızlar
Hırsızlar odaya daldılar. Etrafa tişörtler, kazaklar, pantolanlar, çoraplar saçılmış haldeydi, çamurlu ayakkabılar, kitaplar ve dergiler de. Aradıklarını nasıl bulsunlar ki bu dağınıklıkta? Birinci başladı kıyafetleri katlamaya dolaba yerleştirilmek üzere, ikinci tezgah üstünde yığılmış haldeki bulaşıkları makineye koymaya, üçüncü çorapları çekmeceye, çamurlu ayakkabıları ayakkabılığa koymaya, dördüncü kitapları ve dergileri kitaplığa dizmeye. Üçüncü karanlık düşmüş odanın perdelerini açtı gün ışığı doldu odaya. Ve hepsi şok oldu. Yerde bir kadın yatıyordu, yüzüstü. Sağ bacağı dışa kıvrılmış, sağ kolu içe kıvrılmış vaziyetteydi. Kumral dağınık saçları sağa dönmüş yüzüne dökülmüştü. Dört adam birbirlerine baktılar. Evinde telsizini aradıkları kadın bu değil miydi? Ter bastı hepsini. Bugün için kendilerine ördükleri siyah yün maskeleri çıkardılar. Birinci bıyıklı, beyaz tenli, Atatürk kaşlı, ikinci bıyıklı, dudaklarından içeriye kıvrılan cinsten, esmer tenli, üçüncü içlerinden en küçükleri, en kısa boylusu, deri ceketli, hin bakışlı, dördüncü uzun ince, avarel bakışlı.
1K